Menu

Küvezde Bir Bebek Ne Hisseder?

Küvezde bir bebek ne hisseder? Hissettiklerini nasıl kayıt eder. İnsanlarda hafıza yani hipokampüs oluşumu bazı istisnaları olsa da yaklaşık 3 yaşına kadar tamamlanamıyor. Peki hiç düşündünüz mü 3 yaşına kadar yaşadığımız tecrübeler ve anılar nereye gidiyor?

Bu soruyu neden mi sordum. Çünkü hafıza oluşumu olmasa da özellikle ilk üç yaşta gerçekleşen olaylar tüm hayatımızı derinden etkiliyorlar. Konuşmalarımız, davranışlarımız bu dönemin özelliklerini güçlü bir şekilde yansıtıyor. Biriyle konuşurken, iş yerinde, özel yaşamda benzeri diyaloglar da rahatlıkla yakalanabiliyor. Sadece sokakta bile biri sizinle iletişime geçtiğinde ola ki "Sigara İçiyor Musun?" diye sordunuz, hemen karşıdan "Evet hep annemin yüzünden..." cevabını almanız hiç de garip gelmezdi. Üstelik eylemi yapan bu eylemi görünüşte seçiyor. Yani paketi alan, içinden sigarayı çıkaran, içmeye başlayan kendisi ancak zihninde suçlu olan annesi. Elbette bunu ne anneyi ne de sigarayı içeni suçlamak için değil durum analizi yapmak için yazıyorum. 

Özellikle koçluk sırasında danışanların kullandığı ve tekrarladığı cümlelere baktığımda da ortak kalıplar görmek kolay oluyor.

Danışanın ya da iletişimde olduğum kişinin mevki ya da pozisyonundan bağımsız olarak aşağıdaki cümlelerle sıklıkla karşılaşırım:

- Annem çok soğuk bir kadındı, bana hiç yardım etmedi.

- Annem hep çok meşguldü.

- Annem mükemmel, bana hep kız kardeşim gibi yakın oldu.

- Annem duygusal olarak hissettiklerini pek gösteremez.

- Annem çok bencil biridir.

- Annemle pek yakın değilim.

- Hiç bir zaman çocuk istemedim.

- Kendimi hiç güvende hissetmedim.

Her zaman olmamakla birlikte bu cümleler anneyle çok daha küçükken kopmuş olan ilişkiyi gösteriyor. Hangi anne çocuğunu sevmez ya da yeterince ilgi göstermez? Genellikle anne çocuk tarafından daha çok küçük yaşlarda reddedilmiş olabileceğinden çocuğuna ilgisini kaybetmeye başlayabilir. Üstelik çocuk ile anne arasında kopan ilişkinin her iki tarafça da tekrar kurulmaması/kurulamaması bugün yaşanılan bazı huzursuzlukların temelinde yer alabilir.

Size iki tane hikaye anlatacağım, içinize dönüp bir bakın. Eğer bu hikayelerden biri sizi duygulandırıyorsa üzerinde biraz düşünmeniz faydalı olabilir.

7 aylıkken erken doğan bir çocuk ilk iki ayını küvezde geçirmek zorunda kalıyor. Düşünsenize bu bebek küvezde neler hisseder. “Acaba annem nerede, ağladığımda yanıma gelen kimse yok ve tek başımayım. Herkes beni yalnız bıraktı. Oksijenin ciğerlerimi yakması bir yana ağladığımda neden kimse beni kucağına almıyor. Sanırım bu dünyada tek başıma kalacağım ve kimseden yardım almam mümkün olmayacak.”

Ya da iki yaşında annesinin tüm sevgisiyle birlikte büyümüş bir çocuk birden başına bir olay geliyor ve hastanede yatmak zoruna kalıyor. Yatış süreci boyunca annesi de yanında kalamıyor çünkü evde bakması gereken yeni doğmuş bir çocuğu daha var. Çocuk ağlıyor ancak yardımına gelen kimse yok. Acı çekiyor tüm hasta olanlar gibi. 

Çocuk bakım uzmanı Penelope Leach uzun süre ağlamak zorunda kalan çocukların başına iki şeyin geldiğinden bahsediyor. Bunlardan birincisi uzun süre ağlayan çocuk yüksek seviyelerde strese bağlı olarak kortizol salgılıyor ve yüksek kortizol beyin gelişimine zarar verme potansiyeline sahip. İkincisi ise psikolojik olarak anne ile arasındaki bağı koparıyor ve kendi başına kalarak bir şekilde bilinçaltı ile annesine kızgınlık yaşıyor. Bilinçaltısal olarak reddedilen anne de mesafe koymayı seçiyor.

Tüm görevlerini yerine getiriyor ancak bu mesafe hep kalıyor. Anne ile çocuk arasında her an itme ve çekme etkisi oluşuyor. Sanki hem beraber olmak hem de ayrı olmak istiyorlar gibi...

Tüm bunlar çözümsüz değil ancak eğer annenizle aranızdaki bağın kopmuş olduğunu yani onu reddettiğinizi düşünüyorsanız akarsuda tersine yüzen alabalıklar gibi olabileceğinizi söyleyebilirim. Çünkü insan doğası anneyi reddetmeye izin vermiyor.

Tabi bunun sonuçlarına katlanabileceğinize inanabilirsiniz ancak anneliği ve babalığı kendi anne ve babamızdan öğreniriz, eğer bu yanımızı tamamlayamazsak kendi çocuğumuzla da aynı sorunlar ortaya çıkıyor.

Diğer ilginç bir durum ise eğer annemiz babanızdan bir şekilde hoşlanmıyor ve aşırı şekilde yargılıyorsa bir çocuğun babasını kızmadan sevmesi de olanaksız. Bu durumda çocuğun annenin duygularıyla birleşip babayı reddetmesi çok sık görülen bir olgudur. Bilinçli olarak babamıza kızarken, bilinçaltında koparılamayan bir sadakat vardır.

Her iki reddetme durumunda da mutluluğun çok zor geldiğini söyleyebilirim, onca başarı elde etmiş olabiliriz ama aile köklerimizi arkamızda hissetmezsek kendimizi yeterince güçlü hissedemiyoruz. Bunun için size bir test önereceğim. Bir an için durun ve nefesinizi takip etmeye başlayın ve sağ omzunuzun arkasında babanızı ve sol omzunuzun arkasında da annenizin olduğunu ve size destek verdiklerini hayal edin hatta onların arkasında kilometrelerce kimse eksik kalmadan anne ve babalarının olduğunu düşünün. Bu deneyden sonra bile kendinizi çok daha güçlü hissedeceğinize eminim.

Deneyin ne kaybedersiniz?

Her iki konu hakkında da daha fazla bilgi almak isterseniz size Muriel James Dorothy Jongeward'ın "Born To Win - Kazanmak İçin Doğarız" ve Mark Wolynn'in "It Didnt Start With You - Kalıtsal Aile Travmaları." kitaplarını tavsiye ederim. 

 

Umut Kisa

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olmuş ve yüksek lisansını “Yönetim ve Organizasyon” alanında tamamlamıştır. Bugün itibariyle Bilgi Üniversitesi’nde iletişim alanında doktorasını sürdürmekte ve Paul Ekman Group’ta “İletişim ve Davranış Analizi” alanında Post Graduate çalışmalarına devam etmektedir. Çalışma hayatını Koç Finansal Hizmetler, Deloitte ve Alstom gibi şirketlerde sürdürmüş olan Umut Kısa, bir Sabancı Şirketi’nde icra kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. 2012 yılında Para dergisi tarafından Türkiye’nin en etkili koçlarından biri olarak gösterilmiştir. Pennsylvania ve North California Hellinger Institute’den -Kalıtsal Aile Travmaları- eğitimi almıştır. Dünyaca ünlü profesör Paul Ekman tarafından geliştirilen Duygusal Beceriler ve Yetkinlikler (Emotional Skills and Competencies - ESaC) ve Doğruluğu ve Güvenilirliği Değerlendirmek (Evaluating Truthfulness and Credibility - ETaC), Yüz Tanımlama Sistemi (Facial Action Coding System – FACS) eğitimlerini tamamlayarak Paul Ekman tarafından “Uluslararası Eğitmen” statüsünde onaylanmıştır. Koçluk alanında ICF tarafından verilen MCC ünvanına sahip dünyadaki 400 kişiden, Türkiye’de ise 5 kişiden biridir. "AHUNA" ve "US'TA YOL" ve "KENDİNİ İŞTEN FETHET" adlı kitapları bulunmaktadır.

Takip etmek isterseniz aşağıda yazarın sosyal medya hesaplarını bulabilirsiniz.   

Facebook ,  Twitter , Instagram , Medium , Linkedin

12 yorum

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Cumartesi, 15 Aralık 2012 06:06

    Servet

    Yemezler ...
    Ne savunması !
    Sana hayırlı günler diliyorum.
    Doluya koy boş , bosa koy dolu hikayesine çeviriyorsun.
    Yemezler : )

  • Servet

    Servet

    Yorum Linki Perşembe, 13 Aralık 2012 18:36

    Kendini savunmaya başladığını farkediyorum. Sözlerine bakarsan masum olduğunu söylediğini farkedeceksin. Değilsin?

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Perşembe, 13 Aralık 2012 12:22

    Benim yargılama , küçük görme ,aşağılama gibi "kibir" unsurlarım yok.... !
    Üslup farkım olabilir , ama İnançlarım bunu yapmama izin vermez .

    Hiç bir sebebimi ebeveynlerime bağlamam.
    Onlar , kendi adıma söylüyorum ki , beni sağlıklı büyüttüler.
    Tek misyonları bu idi ve yaptılar..
    Ne arızam varsa genetik , sonradan onla büyümüş ve almışta olsam da , bu kadar okul , kitap , donanım la hala "tek" dogruya ulaşmaya çalışıyorsam ( ki yazma sebeplerimden biridir ) bana annem babam sunu yaptı , yargıladı , verdi , almadı gibi onlara izafi ne varsa yüklemem.


    Biliyorum ki , herkesin ebeveynleri ; En iyisini verdi !

    Kaçmamı gerektiren bir sebebim yok diye biliyorum , ismimden dolayıda yapamam...

    Tekrar söylüyorum ;
    -Bilgi paylaşıyorum...
    -Duygu paylaşıyorum.
    -Bır oyunu paylaşıyorum.

    Yaptıgım hatta yapamadığım her ne ise , hepsinin hesabını önce Tanrı'ya sonra karşıya kalırsa kendime veriyorum.
    Burada yazma sebebim tek ;
    -Saygı icinde kendimizle oyun alanı yaratmak...

    Sizinle yaptığımız gibi ...








    Vermediyse , verememiştir....
    Bizde hala entellektüel birikimde almadıysak , kendi essekligimizdir.

    Geriye ne kaldı ...

  • servet

    servet

    Yorum Linki Perşembe, 13 Aralık 2012 11:18

    Ben olduğum şey için senden özür dilemek zorunda hissettim şimdi kendimi ama dilemeyeceğim. İstersen dalga da geçebilirsin. Ya da küçük görüp aşağılayabilirsin de. Kendime ilişkin kaderimi kabul ediyor ve bununla yaşamaktan başka bir şansım olmadığını biliyorum. Sadece benim neden burada olduğum anlaşıldı da henüz seninkini kimse anlayamadı sanıyorsan da yanılıyor olabilirsin. Eğer rahat ve huzurlu biri olsaydın, senin de burada işin olmazdı unutma. Hangisiydi sevgisini alamadığın ya da seni çok yargılayan, annen mi baban mı, ya da hangisini erken kaybettin. Bunu söyleyebilecek kadar cesurmusun?

    Başkalarını masaya yatırarak kendine dönmekten vazgeçmek iyi bir kaçış olabilir. Ama nereye gitsen hangi siteye yazsan da kendinden kaçamayacağını benden çok daha iyi biliyorsun.

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Perşembe, 13 Aralık 2012 10:40

    Bakın ;
    Aradan çıkar dedim, bir seyler... !

    Çıktı : )

  • Servet

    Servet

    Yorum Linki Perşembe, 13 Aralık 2012 09:58

    Benim sex yaptığımı ya da yapabildiğimi nereden çıkardınız?

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Perşembe, 13 Aralık 2012 09:51

    Yazdığınızı tersten alalım ....

    Burada , seks yapmayanlar varken siz niye buradasiniz...!

    Amacım sadece , akıl oyunları..
    Her yazilan , söylenene cok güzel , bravo , harika demek yerine , bir yerinden , bir sekilde ayarlarla oynamak...
    Belki bir sey çıkar aradan , nerden bilebiliriz...


    Mutlaka da çıkar : )

  • Servet

    Servet

    Yorum Linki Çarşamba, 12 Aralık 2012 23:49

    sizi bu kadar konuşturan ne? Seks yapmak varken neden burdasınız?

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Çarşamba, 12 Aralık 2012 13:17

    Annem ve babamin bana 3 yasına kadar yaptıklarından dolayı , benim hayatım çiziliyorsa ;
    - Ayıp tir !!!!!!

    Gelmişim bu gezegene !
    Tek derdim nefes almak ...
    Ama hayatım şekilleniyor , o ilk 3 yıl...

    Yalan !

    Doga bu kadar acımasız olmaz !
    -ki olur : )
    O zaman su an yaptıklarımın tamamını onlara fatura ediyorum .
    Alacak / verecek yok yani !

    Bunu söyleyen her kimse , bence onun "cinsel" problemleri var !
    Bir seye bağlayacak ya , Anasına bağlamış.... : )))))

    O zaman savaşta doğan her bir cocuğun dunyanın icine etmesi lazım...
    Siz benim ettiniz diye : )))))

    Bilim'in sadece fizikte , kimyada olması lazım..
    İnsan bilimi olunca , iste böyle saçmalarlar !

    Çözüm gayet basit kurulmuş.
    Ne dolaşıyorsunuz ara sokaklarda !
    Diyor ki doga ;

    Önce beslenin ( hayatta kalın )
    Sonra barının ( hayatta kalın )
    Sonrada üreyin..... ( hayat verin )

    Aradaki zamanlarda istediğinizi yapın !
    Bana ne diyor doga !
    3 maddeyi yapamayanlar aralarada sıkışıp , böyle karışık islere bulaşıyor !
    Acaba nasıl daha iyi oluruz , muhabbetleri..
    Olmuşun zaten iyi , yada boktansin !
    Hala ne muhabbeti yapacaksınız ki !
    Şemsiye fıkrasını bilen vardır.

    Beslen , korun ve seks yap diyor doga : )
    Geri kalanın sevabını , günahını ananıza , babanıza yüklemeyin...

    Onlar bu 3 madddeyi yaptıgı icin siz varsınız...
    Sıra sizde !
    Bahane bulmayın : )

    Yapamiyorsanizda ucunu , yada "üçüncüsünü" açık açık söyleyin ...
    Halden anlarız , susarız : )


    Sevgiler , saygılar...

  • Fadime Çomak Yıldırım

    Fadime Çomak Yıldırım

    Yorum Linki Pazar, 09 Aralık 2012 22:11

    Çok doğru bu düşüncelere yürekten katılıyorum. Bunu yaşamış ve deneyimlemiş biri olarak. Umut sana ve ekibine çok teşekkürler.

  • Tulin Danışman

    Tulin Danışman

    Yorum Linki Salı, 04 Aralık 2012 17:45

    Demişsin yine diyeceğini... Ellerine saglık

  • Tulin Danışman

    Tulin Danışman

    Yorum Linki Salı, 04 Aralık 2012 17:41

    Demişsin diyecegini yine... Ellerine saglık

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık