Menu

Cesaret 1 Özel

Kendimizi güvende hissetmek için yaptıklarımız genellikle bize öğretilmiş bazı boş inançlarımızdan kaynaklanır. Garip olan, ne yaparsak yapalım kendimizi güvende hissedemeyeceğimizdir. Önce aç kalma korkusu, sonra para kaybetme korkusuna ve ardından elimizde ne varsa onları kaybetme korkusuna döner. Güvende hissetme, ne doğada ne de bütün bir deneyim olarak insanoğlunda bulunur.

 

Üstelik şaşırtıcı olan, tehlikeden kaçınmaya çalışmanın uzun vadede ona maruz kalmaktan daha güvenli olmamasıdır. Aksine, yaşam ya bir cesaret macerasıdır ya da hiçbir şeydir.

“Günü birlik” hayatlarımızda, cesaret çok fazla dikkat çeken bir değer değildir. Bu değer daha çok askerler, itfaiyeciler ve aktivistler için önemlidir. Güvenlik hissi genellikle yaşadığımız anın meselesidir.

Genellikle bize çok cesur ve cesaretli olmamamız gerektiği öğretilmiştir. Söylenen sözler ve hatta içimizdeki sabotajcı, “Bu tehlikeli. Gereksiz riskler alma. Topluluk arasında dikkatleri üstüne çekme. Aile geleneklerini sürdür. Yabancılarla konuşma. Gözlerini şüpheli insanların üzerinde tut. Güvende kal.” gibi söylemlerini sürdürür.

Ancak hayatlarımızda kişisel güvenliğin önemini bu kadar vurgulamamızın yan etkisi bilinçsiz yaşamak, sadece olanlara tepki göstermek, olabilir. Kendi amaçlarımızı koymak, onları başarmak için planlar yapmak ve hevesle onların peşinden gitmek yerine güvenli olanı oynarız. Sevmesek de sabit bir işte çalışmaya devam ederiz.

Önceden içimizde var olan tutkunun artık orada olmadığını hissetsek bile, zevk vermeyen ilişkiyi sürdürürüz. Sisteme karşı gelebilecek kişinin kim olduğunu düşünüyoruz? Hayatımızdaki payımızı kabul edelim ve bunlardan en iyi şekilde yararlanalım. Fırtınayla beraber gidelim ve gemimizi batırmayalım. Tek umudumuz, hayatlarımızın dalgalarının bizi elverişli bir yere götürüyor olması.

Şüphesiz hayatta uzak durmamız gereken gerçek tehlikeler de var. Ancak dikkatsizlik ve cesaret arasında büyük bir uçurum var. Yanan binadan birini kurtararak hayatımızı riske atmamız için gereken kahraman cesaretinden bahsetmiyorum. Cesaret derken hayali korkularla yüzleşme ve kendi kendimize reddettiğimiz daha güçlü bir hayatı talep etme becerisinden bahsediyorum.

Başarısız olma korkusu.

Reddedilme korkusu.

Dağılma korkusu.

Yalnız kalma korkusu.

Aşağılanma korkusu.

Topluluk önünde konuşma korkusu.

Aile ve arkadaşlar tarafından dışlanma korkusu.

Fiziksel olarak rahatsız olma korkusu.

Pişman olma korkusu.

Başarılı olma korkusu.

Bizi kısıtlayan kaç korku var?

Bu korkular olmasaydı nasıl yaşardık?

Gerçek tehlikelerden güvenli bir şekilde uzak duracak zekaya ve sağduyuya hala sahip olur muyduk?

Ya da korku duygumuz olmadan, özellikle en kötüsü bize zarar veremeyeceği zaman risk almaya istekli olur muyduk?

Daha fazla mı yükseltirdik sesimizi, daha fazla yabancıyla mı konuşurduk, daha mı fazla pazarlık yapardık, hayal ettiğimiz projelerle mi daha fazla ilgilenirdik?

Şu an korktuğumuz şeylerden zevk almayı mı öğrenirdik?

Bu hayatımızda nasıl bir değişiklik yaratırdı?

Bazı şeyleri hiçbir zaman yapmamak için iyi ve mantıklı nedenler bularak, aslında hiçbir şeyden korkmadığımıza kendimizi ikna etmiş olabilir miyiz?

Ya bir şeyleri korkusuzca, güven ve cesaret ile yapmamak için hayatımızın nasıl olacağına dair bir sürü bahane üretmiş olabilir miyiz?

Devamı sonra!

Umut Kisa

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olmuş ve yüksek lisansını “Yönetim ve Organizasyon” alanında tamamlamıştır. Bugün itibariyle Bilgi Üniversitesi’nde iletişim alanında doktorasını sürdürmekte ve Paul Ekman Group’ta “İletişim ve Davranış Analizi” alanında Post Graduate çalışmalarına devam etmektedir. Çalışma hayatını Koç Finansal Hizmetler, Deloitte ve Alstom gibi şirketlerde sürdürmüş olan Umut Kısa, bir Sabancı Şirketi’nde icra kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. 2012 yılında Para dergisi tarafından Türkiye’nin en etkili koçlarından biri olarak gösterilmiştir. Pennsylvania ve North California Hellinger Institute’den -Kalıtsal Aile Travmaları- eğitimi almıştır. Dünyaca ünlü profesör Paul Ekman tarafından geliştirilen Duygusal Beceriler ve Yetkinlikler (Emotional Skills and Competencies - ESaC) ve Doğruluğu ve Güvenilirliği Değerlendirmek (Evaluating Truthfulness and Credibility - ETaC), Yüz Tanımlama Sistemi (Facial Action Coding System – FACS) eğitimlerini tamamlayarak Paul Ekman tarafından “Uluslararası Eğitmen” statüsünde onaylanmıştır. Koçluk alanında ICF tarafından verilen MCC ünvanına sahip dünyadaki 400 kişiden, Türkiye’de ise 5 kişiden biridir. "AHUNA" ve "US'TA YOL" ve "KENDİNİ İŞTEN FETHET" adlı kitapları bulunmaktadır.

Takip etmek isterseniz aşağıda yazarın sosyal medya hesaplarını bulabilirsiniz.   

Facebook ,  Twitter , Instagram , Medium , Linkedin

4 yorum

  • Deniz

    Deniz

    Yorum Linki Perşembe, 19 Aralık 2013 21:32

    Devamını bekliyorum :)

  • hande saygıner

    hande saygıner

    Yorum Linki Cuma, 10 May 2013 13:13

    Bu soru üzerinde gerçekten düşüneceğim : "Bazı şeyleri hiçbir zaman yapmamak için iyi nedenler bularak, aslında hiçbir şeyden korkmadığımıza kendimizi ikna etmiş olabilir miyiz?"....
    Evet korkularımızla yüzleşmemek için pek çok neden bulabiliyoruz...

  • YİGİT ACİKBAS

    YİGİT ACİKBAS

    Yorum Linki Perşembe, 02 May 2013 08:27

    Cesaret icin net tanım , kisa ve öz ;


    "Hiç kimse kendisi icin gizlenen müjde ve mutluluğu bilemez."

    Secde süresi 17. ayet



    Sevgiler....

  • Yigit Acikbas

    Yigit Acikbas

    Yorum Linki Salı, 30 Nisan 2013 07:20

    İstiklal marşı bile ; Korkma ! diye başlayan Bır ülkenin cocukları hala korkuyor , Umut !

    Sende tahrik ediyorsun.
    Her kelimesine katılıyorum ama Atatürk Nutuk'u tamamen korku toplumumuza cesaret öneriyor yinede banamisin demiyor bu ülke !!!!!
    Şimdide bayrak taşımaya korkanlar gibi , mesela ; )

    Bireysel korkular , toplum yönetiminde harika kolaylık saglar ve seninde yazdığın gibi başarıdan bile korkan insanlara denk gelince benim deli tarafım çıkıyor;
    - Okuduğun okullara yazık !
    Diyorum...

    İlkokul mezunu patronun yanında çalışan master'li arkadaslara bu laflarım.....
    O zaman niye okudun bu kadar yıl a be , salagim...
    Boğaziçi'nde öyle okutuyorlar , bunu biliyorum.
    Su an hatta , bunun ciddi araştırması içindeyim.
    Rektor'e çıkacağım , duyarsınız...

    Bilgi cesaret vermesi gerekirken , sadece bizde degil tüm gezegendeki ülkelerde korku yaratıyor. !

    Bilgi kaybedilmez ki !
    Evini , arabanı , isini ,yazlığını , vs vs...kaybetsen ne olur !
    Tekrar alırsın , o bilgi ile ; )

    Kaybetmemek icin uğraşmayın derim...
    O korku verir iste , bence !
    " Kaybetsem de kazanırım , dahada iyisini ! "
    Demek daha doğru degil mı ?

    Korkmazsan eger .!
    Korkmamayi biliyorsan eger..!



    Sevgilerle Umut.....

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık