Menu

Sınavlar ve Stres Özel

NLP ile Sınav Stresini Yenme

 

Geçenlerde Adana’da bir kızın sınav stresi nedeniyle sınavdan 6 gün önce intihar etmesi nedeniyle, bu konuda neler yapılabileceğine ilişkin bir yazı yayınlamak istedim. Sınav stresi çocukların hayatını çekilmez hale getirebildiği gibi, ebeveynler ve öğretmenlerin de hayatını oldukça zorlaştırıyor.

 

Tanıdığım bir öğretmen yaklaşan sınavlar yüzünden endişelenen bir kaç öğrencisine yardım etmek için bir şey yapıp yapamayacağımı soralı çok olmadı.

 

 

Hem öğretmen ile hem de öğrencilerle kısa bir sure geçirdikten sonra, öğrencilerin önceki yılki notunu artırmanın getirdiği baskının hem öğretmende hem de öğrencide benzer olduğunu gördüm.

 

Amacım sınavların olumlu yanlarını ve olumsuz yönlerini tartışmak değil, amacım öğrencilere yardım etmek için ne yapılabileceğini açıklamak.

 

İlk olarak, öğrencileri toplamam ve onlara ne yapıyor olduğumu açıklamam istendi. Sınavlar hakkında ne hissettiklerini sormak benim yaptığım ilk şeydi. Bu önemliydi. Mevcut durumu bilmeden arzu edilen durum ile kıyaslama yapamazsınız. Birkaç çocuk için arzu edilen durum bütün sınavlardan tamamen kurtulmaktı. Diğerleri kötü yapacaklarını ‘biliyorlardı’ ve bir an önce ‘bitmesini’ istiyorlardı. Çoğu kendini baskı altında hissediyordu. Bu tür ‘ruh hallerinin’ başarmak için elverişli olmadığıyla ilgili uzlaşı içerisinde olduğunuza eminim. Endişelerini azaltmak veya etkisiz hale getirmek için alt-modaliteleri kullandım. Alt modaliteler, kişilerin inanışları ile ilgilidir. Önce bunu görmeniz ve bu konuda farkındalık sağlamanız çok önemli. Bu süreç takip ettiğimiz ‘onay işaretleri’ ile çabucak sona erdi. Yeni çapalar belirmeye bu aşamada bile başlanır. Onlara sınavlar hakkında düşünmelerini söyledim ve düşünürken akıllarında herhangi bir resmin belirip belirmediğini sordum. Resmi bulanık bir hale getirmelerini ve odak dışı yapmalarını, her rengin dışarı akmasını ve renkleri resimden uzaklaştırmalarını istedim böylece resim gerçekten küçücük oldu ve noktaya dönüştü ve görselleştirdikleri resim içerisinde kayboldu. Bu yöntemi çok dikkatli uygulamak gerektiğini düşünüyorum. Takıntı Çözme (Compulsion Blowout) denilen bu yöntem sadece acil durumlarda ve diğer yöntemlerin etkili olmadığı durumlarda kullanılmalıdır. Sınav stresi gibi köklü durumlar için oldukça işe yarayabiliyor. Herkesin kendine ilişkin önemli farklılıkları olduğunu da gözden kaçırmamak gerekli.

 

Şimdi, bu egzersizin 10 çocuk toplanarak yapılması, dil şemalarında ‘uyumsuzlukları’ ‘istenen durumu’ herkesin takip edebileceği anlamına gelmiyor. Ancak çoğu takip etti ve resim gözlerinin önündeymiş gibi davrandı. Bu sonradan yapmalarını isteyeceğim şeyler için iyi bir başlangıç.

 

Topluluğun geri kalan kısmını birkaç farklı açıya değinmek ve komutları sınav ve öğrenme konuları çevresinde döndürerek kullandım. Şöyle şeylerden bahsettim, ‘ Bir şeyi bildiğini bilirsin ancak onu bildiğini bilmezsin. Hoca soru sorduğunda cevabı birden söylemen ve bildiğine şaşırman gibi. Ne demek istediğimi anlıyor musun?’

 

Eminim ‘oyunu’ tanıdınız.

 

Bireysel öğrencilerle çalışırken format her biri için aşağı yukarı aynıydı. İlk olarak, sınavın kendisiyle ilgili stresi azalt.

 

Bütün öğrenciler deneme testleriyle pratik yapıyorlardı böylece gerçek sınavlar onlara tanıdık gelecekti ve onları bir çok kez yapmış olacaklardı. Etkinlik için fiziksel idman yapmak gibi, sadece görselleştirme çalışmaları bile etkili. Hatta bilimsel bazı araştırmalar görselliğin sınırı çok daha az olduğu için, daha etkili olduğunu savunuyorlar. İşte bu yüzden sınav öncesi bir gün ara vermek çok önemli. İster istemez o gün sınavla ilgili görselleştirme çalışmaları yapıyorsunuz. Çoğu öğrenci stres nedeniyle maalesef bunu dahi yapamaz.

 

Sonra farkındalık ‘oyunuyla’ başladık. Onlardan sınavlar hakkında düşünmelerini istedim, özellikle en korktukları test hakkında, bu ‘mevcut duruma’ ulaşmamızı ne sağlayacak? Onlardan iç dünyalarına girmelerini ve negatif duygunun vücutlarının neresinde olduğunu ve onlara ne hissettirdiğini sormaya başladım. Biz genellikle ne hissettiğimiz sorulduğunda dönüp vücumuza bakmayız. Başka şeyle söyleriz.

 

Bununla ilgili bir hikaye anlatmak isterim. Bir Çin tapınağında; üstadın biri öğrencilerine dışarı çıkıp çimlerin üzerinde gezmelerini söyler, dışarıdan geri gelen öğrencilere ne hissettikleri sorulduğunda;

 

- Çimleri hissettim

 

- Rüzgarı hissettim

 

- Böcekleri hissettim

 

 

gibi açıklamalar yaparlar. Sonrasında üstad şu soruyu yöneltir.

 

- Aranızda ayaklarını hisseden yok mu?

 

 

Buradaki en önemli konu tüm duygu ve hislerin aslında vücudumuzda hissedildiğidir. Yani biz karnımız kasılmasa heyecanlandığımızı hissedemeyiz, ya da bacaklarımız titremese korktuğumuzu anlayamayız.

 

Bu çalışmalarda hislere ilişkin farkındalık sağlamak en önemli unsurlardan bir tanesidir.

 

“Birkaç çocuk için arzu edilen durum bütün sınavlardan tamamen kurtulmaktı.”

 

Mizah her zaman iyi gelir. Herkesteki kötü duygu gidene kadar devam ettik. Tabii ki birinde veya ikisinde hala bazı “kalıntılar” kalabilir ancak fizyolojilerinden açıkça görüldüğü üzere artık kimse ‘korkmaz’! 'Kalıntı' ile sonradan başa çıkılabilir.

 

Şimdi ‘sahne performansını başlatabiliriz böylece onlara süreçte onları eşleştirmeden ve rehberlik etmeden önce ‘SWISH’i yöntemini uygulayabiliriz. Bütün sınıf eşleşir ve herkesin iyi performans gösterip göstermediğinin kontrol edildiği bir süreçten geçer, bu onlara ne kadar hızlı öğrendikleri, hatırladıkları ve bilgilerini uyguladıklarıyla ilgili pozitif bir pekiştirme verir.

 

'SWISH' için çocukların son kez bir endişelendikleri bir deneme testiyle rahatlamaları istenir, onların kendi gözleriyle baktıklarından ve deneyimi ‘yaşadıklarından’ emin olmaları istenir. Daha sonra, ‘beyazın kaybolduğu’ bir ekran görürler, sinemada filmin sonunda ekranın kararması gibi.

 

NLP’yi bilmiyorsanız, bu alıştırmanın sınavlarla ilgili negatif duyguları yeniden ortaya çıkarıp çıkarmadığını merak edebilirsiniz.

 

Bir dereceye kadar, evet, bunu yapar, ancak ne kadar ‘kalıntının’ kaldığını saptamak için hangi öğrencilerin hala negatif duygulara sahip olduğunu ve duygularının ne kadar güçlü olduğunu yeniden görmek istedim. Ayrıca ilk alıştırmanın ne kadar etkili olduğunu ölçmek de mümkün çünkü eğer çocuklar daha az endişeliyse ya da geçmişteki negatif deneyimini hatırlamada ilgisizlik gösteriyorsa, bu bize daha fazla bilgi sağlar.

 

Sonra onlar kendilerinin sınavda iyi yaptığını izleyerek, sakin görünerek ve yazarak ve en iyilerini gerçekleştirdiklerini izlerken ikinci bir resim yarattılar. Bu önceki gibi bir ‘karartmaydı’.

 

Kendilerini izledikleri yer olan ikinci ‘çözümlenmiş’ resim posta pulunun boyutundan yapılmıştı ve özdeşleştirilen ilk ‘negatif’ resmin alt sol tarafına yerleştirildi. Eğer ‘SWISH’ derseniz, birisi fotoğrafların ilkini alt sol tarafa indirerek fotoğrafları değiş-tokuş eder, çünkü arzu edilen resim genişler ve görüş alanını tamamen kaplar.

 

Sonra ekran ‘kararır’ ve görüntüler ekrana yerleşir ve süreç 10 kere veya daha fazla tekrarlanır.

 

Müdahalenin gelecek bölümü, görselleştirdiğim gibi, hızlı bir sırayla 4-6 öğrenciyle çalışmaktır.

 

Dürüstçe inanıyorum ki eğer NLP müdahalesine şahit olursanız, siz de bu süreçten geçersiniz. Bunu geliştirmek için, bütün sorularıma cevap olarak her grubun dinlemesini ve sınıf arkadaşının söylediklerini yapmasını istedim.

 

Alt modalite kontrol listesiyle donanımlı olarak, önce bunu iki öğrencime sundum ve çok hızlı bir şekilde her öğrencinin karıştırdıklarının ve anladıklarının alt modalitelerini yazdım. Sonra, sınıf arkadaşının Karmaşık Şemasının eşini aldım, sonra Anlama Şemasını, sonra kendilerinin Karmaşık Şemasını ve Anlama Şemasını aldım ve kalemi ellerinde tuttukları en son anı tekrarlamalarını isterim. Bu tekrarlanır ve yapılması teşvik edilir.

 

Sonra bu yöntemi mümkün olduğunca hızlı sürdürdüm. Eşle çalıştığım her zaman, masadaki diğer kişilerden aynı şemayı sürdürmeleri istendi. Şemaları sundum çünkü doğru anlaşıldıklarından emin olmalıydım. Bu arada her grupta sekiz şemayı da geçen ve sınavda kullandıkları uygulama için ‘Anlamayı’ gerçekleştiren bir öğrenci bıraktım. Takip edilen şema tam olarak ortaya çıkmaz, ancak verilen hızda bunları inceledim, çocukların bunu her şekilde elde ettiklerinden şüphelendim. Bu seans sonunda onların zihinleri kesinlikle ‘boşaltılır’.

 

Öğle yemeğini takip ederek, her öğrenciye sınavlar için pekiştirilmiş ve geliştirilmiş bir “ÇAPA” vermek için ‘Mükemmellik Çemberine’ başladım.

 

Bu teknik için standart formatı takip ettim ve her öğrencinin fikre ve çapaya sahip olduğunu gördüğüm zaman, bununla oynamaya başladık.

 

Daha büyük bir sahiplik yaratmak ve bunu daha eğlenceli yapmak için pozitif durumları sabitleyen diğer yöntemleri tanıtacağım. (tabii ki görünmez olan)

 

‘Kabiliyetin Peleriniyle’ başladım, bu boynun etrafına dikkatsizce atılır ve omuzları yumuşak ve baskısız tutar çünkü sınav odasına sakin bir açıklık düşüncesi ve kibar eğlencenin serpintisiyle girersiniz.

 

Çocuklar ‘oyunun’ yaratıcı oynanabilirliği ile eğlenir ve yakın zamanda kendi versiyonlarını üretirler. Biri sınav odasının eşiğine bırakılan ‘Dehanın Botlarını’ yarattı. Diğeri yanında taşıdığı portatif bir yaya sahipti. Biri çocuk önceden kahvaltı gevreği reklamında kullanılan şeye benzeyen bir kora sahipti. ‘Bilginin Paçalı Donundan’ emin değilim, yine görünmez ve dışarı giyilir, tıpkı Superman’in pantolonu gibi!

 

Bir çocuk bot fikrini tercih etti, ancak ayak bileğinden dizine ellerini bacaklarına götürdü, bu onu kayan bir çapa yaparak ve güçlendirerek yükseltiyor çünkü eller sadece yukarı hareket etmiyor ayrıca beli de güçlendiriyordu.

 

Bu fark yaratır mı? Evet, sınav sonuçları bunu destekliyor. Ne kadarı benim müdahalemin altında? Heyhat, NLP çoğaldıkça, sonuçlar empirik olmaktansa deneysel olur, ancak ben gelişmiş sonuçlarla sonuçlanan bu tür işleri gelişmiş birçok okulda yaptım, bu tesadüf olamaz.

 

Bu ayrıca işte de işe yarıyor. Ekip olarak sadece farklı bir şekilde gerçekleştiriyoruz!

 

Umut Kisa

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olmuş ve yüksek lisansını “Yönetim ve Organizasyon” alanında tamamlamıştır. Bugün itibariyle Bilgi Üniversitesi’nde iletişim alanında doktorasını sürdürmekte ve Paul Ekman Group’ta “İletişim ve Davranış Analizi” alanında Post Graduate çalışmalarına devam etmektedir. Çalışma hayatını Koç Finansal Hizmetler, Deloitte ve Alstom gibi şirketlerde sürdürmüş olan Umut Kısa, bir Sabancı Şirketi’nde icra kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. 2012 yılında Para dergisi tarafından Türkiye’nin en etkili koçlarından biri olarak gösterilmiştir. Pennsylvania ve North California Hellinger Institute’den -Kalıtsal Aile Travmaları- eğitimi almıştır. Dünyaca ünlü profesör Paul Ekman tarafından geliştirilen Duygusal Beceriler ve Yetkinlikler (Emotional Skills and Competencies - ESaC) ve Doğruluğu ve Güvenilirliği Değerlendirmek (Evaluating Truthfulness and Credibility - ETaC), Yüz Tanımlama Sistemi (Facial Action Coding System – FACS) eğitimlerini tamamlayarak Paul Ekman tarafından “Uluslararası Eğitmen” statüsünde onaylanmıştır. Koçluk alanında ICF tarafından verilen MCC ünvanına sahip dünyadaki 400 kişiden, Türkiye’de ise 5 kişiden biridir. "AHUNA" ve "US'TA YOL" ve "KENDİNİ İŞTEN FETHET" adlı kitapları bulunmaktadır.

Takip etmek isterseniz aşağıda yazarın sosyal medya hesaplarını bulabilirsiniz.   

Facebook ,  Twitter , Instagram , Medium , Linkedin

11 yorum

  • Ayça Kabaş

    Ayça Kabaş

    Yorum Linki Cuma, 14 Eylül 2012 14:55

    HAKLISIN.....

    Haklısın Sevgili Yiğit,

    "Geyik" yapıyoruz aramızda.... dürüstçe.... adımızı sanımızı vererek....korkmadan...güvenle...

    Çocuklar donmamış beton gibidir derlermiş...
    Üzerine ne düşse iz bırakırmış....

    Ebeveyn olurken nasıl aynalar tuttuğumuza özen göstermemiz lazım sanırım.....

    Sağlıklı, akıllı izler bırakıyoruzdur, umarım...

    Umarım Allah hepimize düşündüğümüzü söyleyecek, söyleyebilecek cesaret ve yüz verir

    Hayat çoook güzel...

    Bırakalım akışa, yaşayalım keyifle.....

    Sevgiler

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Pazartesi, 10 Eylül 2012 08:12

    Yapılan sey aslında " geyik " ...


    Yoksa kimseye mesaj , bildirim , yada üste çıkmak falan degil .
    Hele sevgili Ayça , sana asla degil .
    Bana laf yetiştirsen ne olur , yetiştirmesen ne olur.
    Ben oraları geçeli cooook uzun yıllar oldu.
    Egomun ağzına sıcalida yıllar oldu ......!

    Derdim ne o zaman ;
    - Bana artik mizah gelen kadın formatlarını , ezber bozarak paylasmak...

    Ben yazınca rahatlamıyorum .
    Anlatınca intikam almıyorum.
    Adreslerim yok , uğraşmıyorum.

    Gecmis gitmişlerse , peşinde de değilim..
    Burada iz bırakıyorum.
    Tweet , Facebook gibi salakca çukurların icinde yazmaktansa , günde 15 - 25 belkide 5 kisinin okuduğu bir sitede " geyik " yapıyoruz.

    Yeter de artar .
    Umut bu siteyi açık tutana ve bana izin verdigi sürece yazarım belki...
    Belki !

    Bir gün bir yerden bu tohumlar mutlaka filiz verir.
    Sonra büyür , çoğalır.

    Hepimizin yaşadığı cevrede kadın erkek iliskileri üzerine bende açıkça , ismimi gercek yazarak anlatmaya çalıştım.
    Çakma rümüz ve isimlerle degil..özellikle !!!!!!
    Cok akıllılar ya : )

    Adıma yakışır bicimde yazdim , sonuna kadar da arkasındayim..

    Sonuc ;

    Kadınlar ve erkekler birbirlerine hep yalan söylüyor.
    İki tarafta bunlara inanmaya hazır !
    Ben , yapmayın Allahaskina , diyorum.
    Hepsi bu ......

    Surda 40 kısıyiz , birbirimizi biliriz.
    İstanbul ufak , koku çabuk çıkar , havası nemli.....

    Yapmayın Allahaskina ; )))))








    Yada , yapın.....! ama yaptım , " ben yaptım " diyebilesiniz......
    Yiyorsa ...

  • Ayça Kabaş

    Ayça Kabaş

    Yorum Linki Pazartesi, 10 Eylül 2012 02:25

    YOK YETMEZ...........

    Sevgili Yiğit.....

    Benim ne senin TECRÜBENE tecrübem ne de SÖZÜNE sözüm yetmez.......

    Her kim ya da kimlere mesajın vardı ise...
    Sanırım artık adres yerini bulmuştur.....

    Sen de.... Kendi kendine konuşmana gerek kalmayacak kadar rahatlamışsındır umarım......

    Bu yazılar artık beni aşıyor...
    Paylaşalım derken.... Terbiye sınırlarını da zorlamamak lazım....

    Arada surc-i lisan etti isem affola....


    Hayat çok güzel, keyifle, eğlenerek, öğrenerek yaşamak lazım....

    Sevgiyle, huzurla, aşkla kalın....

    Hoşçakalın....

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Pazar, 09 Eylül 2012 20:31

    Namus beyinde baslar , beden de degil....


    Son on yılda güldüğüm en buyuk Türk Atasözü...
    Namus kavramından cinayet işleyen kadın var mı !
    Kıskançlığından işler , ama namustan degil....
    Cunku "beyin" de ki namus erkek te vardır...

    Ben kadınlara degil , aramızda dolaşan namuslu taklidi yapan "orospu ruhlu kariyerli kadınlara " ağzıma geleni söyledim , söylerim de. !

    Buna " tecrübe" derler....av degil !!!!!!
    Ne güzel polemik yiapiyorsunuz , tebrikler ama yemezler...
    Kendinizi erkek formatına soktuktan sonra , tabiki kimin kimi kullandığını yorumlarsınız....

    Gözü yiyen tabiki yazar.
    Verilecek hesabı olan , susar..cunku burada yazılanlar sonsuza kadar burada yazılı kalacak ,
    Sormazlar mı adama ;
    - Kadın olarak , o değerli bedeninizi ego ve güç kavramına teslim ediyorsunuz , neden ?

    Erkek , zaten ring seferi yapıyor , aptalca...
    Kadın , neden erkek olmak istiyor ?
    Kadın , kariyer sahibi olunca , üstelik anne olunca , o değerli bedenini , bende ınsanım diyerek , neden kullandiriyor !!!!
    Varos'ta yaşayan kisiler buradaki yazıya konundan kisiler degil , onlar masum....cunku bilmiyorlar...
    Ama daha dürüst aslında !

    O kadar okul , egitim , cevre , kariyer yap sonra onlara tas çıkartan kadınlara yazdıklarım....
    Tüm kadinlarada degil , ayrımımı iyi fark edin lütfen !

    "Namus beyinde baslar , bedende devam eder..."

    Gel düzeltelim bu sekilde su kavramı istersen Ayça hanım ....
    Sayenizde "gercek erkekler" tüm egolarini tamamin ediyorlar.
    İktidarsiz , güvensiz , yada 4 dakika sevisebilen erkekler yüzünden kadınlar çıldırmış durumda !!!!!!

    Bana masum takıldı yapan kadınlardan bahsetsenize...
    Bana anne olup , hafta sonu boşandığı kocasına çocuğunu verip evine aldığı , evine gittiği erkek sayısını unutan kadınlardan bahsetsenize...
    Bana çalıştığı yerde " Afilli " lakabının vecibesini yerine getiren kadınlardan bahsetsenize...
    Bana alkol aldığında ne bok yediğini hatırlamadan sabahı ettiginde hiç bir sey olmamış davranan kadınlardan bahsetsenize...
    Bana arkadaşlarına hava atmak icin aynı anda birkaç erkekle beraber olup , kimden hamile kaldığını bulamayan üst düzey yonetici kadınlardan ( yerim onun üst düzeylligini ) bahsetsenize...
    Esrar içmeyi yada benzeri ; bir halt zannedip sonrasını gecenin akısına bırakıp , bir gün bunu çocuğuda icerse ne olur diye düşünmeden o aksam orada kim varsa ona rahatça bedenini teslim eden , ama uyuşturucuya karsı seminerlerde boy gösteren ve zannedersiniz ki alkole karsı olan yani ; sahtekar kadınlardan bahsetsenize....


    Namus mirastir , ya o mirası yer bitirirsin , yada korursun...

    Beyninle ve bedeninle.........
    Başladığı bittiği yer yoktur !

    Varsada o namus değildir .
    Ego'nun kadına yaptığına acıyorum.

    Erkek doğuştan EGO zaten...
    Onuda siz yazin , ama benim icin asla sürpriz olmayacaktır.
    Üstelik sizden doğal olarak daha iyi biliyorum.

  • Ayça Kabaş

    Ayça Kabaş

    Yorum Linki Pazar, 09 Eylül 2012 13:13

    Gerçeği hayalinden daha GÜZEL olan ve hayal edip elde ettikten sonra DEĞERİ azalmayan, aksine hergün artan TEK ŞEY....EVLATTIR...

    Bunu ancak yaşayan, bilen bilir....Gerisi hayal etmeye çalışıp işkembeden atar da atar : )))))))

    Onlar adına hayal kurarız sanki bizim hayatımızmış gibi....
    Onlar adına korkarız....
    Onlar adına bencilleşiriz...
    Büyük sevgiler büyük zaaflarla paket olarak gelirler...
    Zaaflarımız yüzünden de... evlatların hayatlarını kendi hayallerimiz üzerinden programlamaya ya da kendi ULAŞAMADIKLARIMIZ üstünden yaşatmaya zorlarız...
    Sonunda tabii ki su yolunu bulur... yapılan yanlışlarla, düşe kalka bize rağmen büyürler... Kendi hayatlarını yaşarlar...

    Şimdi iki sorum olacak sizlere;

    Buradayız, makaleleri okuyoruz, gelişmeye, dönüşmeye çalışıyoruz...
    İyi.... güzel.... de...
    bir makale 2000 kez okunup nasıl oluyor da 3-4 kişiden yorum alıyor?????
    Kendimize mi dürüst değiliz, ya da neden korkuyoruz?????
    Yazın arkadaşlar.... yazalım...
    Hepimizin birbirimizden öğrenecek bir sürü şeyimiz var....

    Yorumların içerisinde; ilişkiler, aşk, aldatmalar üzerine bir sürü yorum var....
    %99 u kadınların nasıl olduğuna dair önyargılarla dolu.... bu kadar genellemeye birilerinin cevap vermesi gerekmiyor mu artık.......

    MADEM ÖNYARGI YAPIYORUZ:
    Biraz da erkekleri mi yazsak acaba???????????????

    Nerde bu erkekler???
    Erkek gibi erkekler????

    Erkek gibi olmayanları ayırsak mı acaba....

    Eşsiz erkekler
    Boşanmamış eşli erkekler
    Boşanmamış eşsiz erkekler
    Boşanmış eşli erkekler
    Boşanmış eşsiz erkekler

    Liste daha uzar mı bilmiyorum.... Peki bunların ortak noktası ne???

    File çoraplara laf ederler.... amaaa nedense bayılırlar ava... avlanmaya...

    Avlanınca ne çıkar karşılarına... AV
    Niyet ne, belli....dolayısıyla sonuç hayal kırıklığı... doğal olarak...

    Kadın gibi kadın, ana gibi ana, dost gibi dost mu arıyorsun...

    Yer yanlış, yöntem yanlış.. ne diye sonuca söylenirsiniz Allah aşkına...

    Bir durup, dönüp kendinize baksanıza...
    Bakınca eminim ERDEM gelecektir...

    Namus beyinde başlar, bedende değil....
    Kullanırken, kullanıldığınızın da bir farkına varın artık...

    Av için yola çıkarsan, ne bulacağınızı sanıyorsunuz ki....

    Kadınlar, anneler, boşanmış kadınlar, boşanmış anneler.....Çoğumuz ayakta durmaya, çocuklarımızı yetiştirmeye, hayatımızı yaşamaya çalışıyoruz....

    hepsinden önce de İNSANIZ, sizler gibi...
    Hata da yapacağız... yere düşüp kalkacağız da...

    DENEYEREK
    YAŞAYARAK
    HİSSEDEREK


    Suçlamadan, sabırla, sevgiyle

    DÜRÜST OLALIM.... Önce kendimize.... sonra çevremize...

    Huzurla, sevgiyle, aşkla kalın...........

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Perşembe, 06 Eylül 2012 11:57

    Dürüstlük , annelik, koruma , kollama...
    Bu kelimeler Turkce'ye ne zaman girmiş bilmiyorum ama çıkmalı coooook olmuş ....

    Yada kullanılıyor ama ; Anadolu'da ...!

    Genel anne formatı ;

    Anne çalışıyor.
    Erkek bulmuş , evlenmiş , cocuk olmuş , baba misyonunu tamamlamış ve The End !
    Cocuk ısı tamam...
    Anne çalışıyor.
    Geldik , koca , sevgili , jigalo bulmaya..
    Ara , ara , ara .... ; yok !
    Bu arada cocuk büyüyor .
    Anne çalışıyor .
    Karı' yer sahibide oldu .: )
    Aramalar devam, ama yok!
    Ararken hem aklını , hem " bedenini " kullanan anne , helâk oldu!
    Her aradığı akıllı çıktı , uzadı...
    Anne çalısmaya devam.
    Çalıştığı is yerinde adı çıktı , olsun.!
    Mevlam ararsa buldururmuş.
    Yas , bas önemli degil , ama yok ...
    Nerede lan bu erkekler!!!!!!!
    Cocuk büyüdü , anlayacak hatta eleştirecek yasa geldi.
    Sictik mı !
    Aramalar otellerde olmaya başladı...
    Hanımımıza yakışır.
    Çalısmaya devam...
    Özgür kadın ya !!!!!!!
    Ver coşkuyu ...
    Annelikte sıfat tabi bir taraftan , ..... !
    Cocuk ne derse beğenirsiniz ;
    - yani , anne ......önce kendine bak !
    Anne çalışıyor.
    İki taraflı çalışır.
    Hem iste , hem yatak ta...
    İkisindede karı , yer yaptı !
    Astımı 40 yaslarını.......
    Az kaldı 50 ' ye!!!!!!!

    Erkek var ama adam yok muhabbetleri...

    Gelmisiniz , bana hala ;
    Dürüstlük , sağduyu , koruma , kollamadan bahsediyorsunuz...
    Yukarıdaki profilden cok ama cooooook var !
    Semtlerinde ikametgah ediyorlar.
    Haritayı önünüze alın , merkezi yerler !

    Arada iste , kendine güvenen kadınlar da açıkça samimice yazıyorlar.
    Korkacak hiç birşeyleri yok cunku...
    Yaz be Ayça !
    Kim korkar hain kurttan...

    Ruhu "orospu " olupta , insan icinde yaşayan , hatta kendini bir bok zanneden , anne taklidini yapmayı bile beceremeyen , file çorap giyen : )))) - cok gülüyorum buna , o ayrı - , vajinal hastalıklara muptela ...( doktoru basta ! ) , baba adayı 368 kisiyi tek tek test edenin oturup burada yazacak halı yok !

    Bakın hırsızlığın küçüğü , büyüğü olmaz...
    100 tl çalmisin yada 100 000 0000 tl...!
    Orospulugun da küçüğü büyüğü olmaz...

    Sonra "bazı anneler" ; çocuğunu düşünüp , sınav stresi ile zaman kaybetmesinler....
    Önce ; kendine sabahları aynada bakıp ;

    -Kİzim bari orospuluga başlamasın ...
    Demeleri gerekir.

    Sınav stresi imiş , hadi canimmmmmm........

    Günah mı çıkartıyorsun , ....
    Ben yesem ,Tanrı yemiyor !

  • Ayça Kabaş

    Ayça Kabaş

    Yorum Linki Salı, 21 Ağustos 2012 18:35

    DÜRÜST olmalıyım....

    Evet dürüst olmalıyım...Anne baba olmadan ebeveynlik ya daaaa çocuk, evlat anlaşılabilecek bir şey değil... İnanın bana tecrübeyle sabittir..

    En iyi çocuk başkasının kucağındaki çocuktur diyen bir anneyim...

    AMAAAAAA....

    EVLAT, hayatın en harika meyvesi, nasıl bi şey biliyor musunuz???

    Yaşamadan bilinecek, tahayyül edilecek bir şey değil...

    Sabaha kadar ateşini ölçerek başında, koynunda beklemeden...

    Nefesi tıkandığında balkonda, veya bahçede, kucağında çocuğun üstünde yorgan sabaha kadar oturmadan...

    Tırnağının ucu kalktığında için acımadan...

    Ya daaa yanlış bir karar verdiğini bile bile, ben hep senin yanındayım evladım demeden....diyemeden....

    Bilinebilecek, anlanabilecek bir şey değil................

    Evlat için duyulan sevgiyi ve hissedilen zaafları anlamak için anne ya da baba olmak lazım............ Malesef bu şart....

    DENEMEDEN....
    YAŞAMADAN...
    HİSSETMEDEN...

    Geçilecek bir yol değil bu....

    Gerisi laf salatası, hikaye, ahkam...
    Ya da başka bir deyişle işkembeden sallamak:(

    Biz ebeveynler tabii ki yanlışlar yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz, çoook muhtemel....

    Malesef çok ama çok seviyoruz ve inanılmaz zaaflarımız var...

    Sağ duyusu olan ve net görebilen gözlerin anne baba olması ve / veya yol gösterebilmesi dileğimle....

    Hoş hiçbir anne / baba, evladı için 3. bir kişinin yorumunu malesef dikkate almaz...

    Allah hepimizin ve kuzularımızın yolunu açık etsin.... evlatlaımızı da biz anne babaların zaaflarımızdan korusun...

    Tabii ki günün sonunda onlara da kıçlarını silmeyi biz öğretiyoruz:)))) Bize öğretildiği gibi...

    Sevgiler,

  • Ayça Kabaş

    Ayça Kabaş

    Yorum Linki Salı, 21 Ağustos 2012 12:19

    Ben ANNEYİM...

    Allahıma hergün şükrediyorum anne olma ayrıcalığını benden esirgemediği için...

    Yorum yapmak, herşeyi bilmek için ebeveyn olmak şart mı bilmiyorum...

    Sorgulamak da bana düşmez...

    Çocuklar doğar... Doğar ancak manuelleri ile yani kullanma kılavuzları ile birlikte gelmezler...

    Hepimiz el yordamıyla, kah okuyarak, kah dinleyerek, kah kendi çocukluğumuzun kalıplarını kullanarak uzun ince bir yola çıkarız....

    Bu yolda ki tek mutlak gerçek; çocuklarımızın iyiliğidir. Herşey onlar içindir...

    Onlar için neyin iyi olacağına dair öyle kalıplarımız, öyle bencilliklerimiz vardır ki... Sonunda bokunu çıkartır ve onların adına, onların yaşayacağı hayatlar için karalar almaya kadar gider bu iş....

    Ama hepimiz biliyoruz ki "Kul kurar kader gülermiş"...

    Yani günün sonunda onlar da ne yaşayacaklarsa onu yaşamak üzere kendi yollarına giderler...

    Madem çocuk yetiştirmeyle ilgili herkesin bir sözü var söyleyecek....Bari üşenmeyelim de bir kullanım kılavuzu da hazırlayalım bari :)

    Sanki her çocuğa, her ruha uyacakmış gibi....:)

    HAYAT bu, biz değerlerimizi vermeye çalışacağız... Onlar ne yaşayacaksa yaşayacak... Tıpkı bizler gibi....

    Dolu dolu, özgür, keyifli HAYATLAR hepsine

  • Yİgit Acikbas

    Yİgit Acikbas

    Yorum Linki Cuma, 17 Ağustos 2012 15:04

    Yıllardır .söylüyorum , mutlaka cocuğum olması gerekmiyor....


    Tarihte normal insanların izi yoktur !
    Ya şizofren , ya paranoyak , yada delidir....
    Hitler , Einstein yada Agaoglu mesela...

    Bakin yakından ; size benzemez....!

    Sizler normal insan yaratmak icin üstüne para veriyorsunuz ...
    Anormal cocuğunuzu normal yapıp ' sisteme koyuyorsunuz !
    Yazık , vallahi yazık .....!!!!!

    Bende içindeki deliliği çıkartın diye kendimi yırtıyorum...
    Normal yapmayın..
    Memur yapmayın su cooook paralar vererek okuttugunuz cocukları...

    Boğaziçi'ne girdi falan diye sevinmeyin.
    Robert'e girdi diye havalara sokmayın !
    Konyadada okuyabilir, ama sunu söyleyin ;
    - Ben bu kadar para harcıyorum sana , bana borcunu ödemen icin ne yapacaksın ?
    Tıpkı Yahudi'ler gibi ...

    Ayda 1200 tl icin 5000 tl icin hatta 10 000 tl icin mı iyi okullara yolluyorsunuz sabahın 06 00 sında....

    Yahu , kosedeki dönerci o kadar kazanıyor...
    Hesaplayin bir zahmet !


    Kaliteli "köle" yetiştirin ailecek ..
    İyi giyin iyi yemek ye iyi gez , diye ogretin ama hep birilerine arkasini dönsün !
    İse girdi diye sevinin, sonra !
    CEO olsa ne yazar , iki dudak arası kaderi ..
    Apoletleri ve unvanları sokacak bir yer bulabilirler yaslaninca !


    Tabiki birilerine hizmet edecek birileri olacak, ama bu kadar eğitimli ve İstanbul gibi metropoller de büyüyenler degil...
    Acımasız belki ama , bu böyle ...

    Binlerce yıldan beri böyle !!!!
    Duygusal ebeveynler ülkesi ....
    T.C.

    Sınav stresi imiş , yöntem mis....
    Araştırma , doktor, bilim , falan filan ....
    Cok bilen herkes ;
    Hepiniz ;

    - Masturbasyon yapıyorsunuz....!

    Hadi bana küfredin , sonra sigara icin , iyi gelir....



    Cocuklarını sokakta büyütmeyen tüm anne ve babalara da ben kufrediyorum....
    Hayat ve para sokakta , klimali ofislerde degil ..
    Hayat sokakta , servis midibuslerinde degil...

    Bende bir sigara iciyorum : )))))))
    İyi geldi : )

  • Ayça Kabaş

    Ayça Kabaş

    Yorum Linki Cuma, 17 Ağustos 2012 12:59

    Erdik ya hepimiz...

    Ne güzel işkembeden sallıyoruz.........

    Aile eğitim kurumudur aslında, okullar da öğretim...

    Aile ne yapar; değer verir, bir de bir güzel kalıp atar çocuklarına yetiştirirken

    Namusu öğretir.........
    Saygıyı........
    Sevgiyi........
    Adam gibi adam olmayı.........
    Kadın gibi kadın olmayı..........
    İnsan gibi insan olmayı.........

    Tabii ki kendi bildiklerine, kendi doğru ve yanlışlarına göre........

    Çocuk da alabileceğini alır, alabildiği kadar, kendi doğru / yanlış algısına göre....

    Okullara gelince....

    Sistemi tartışmanın bir anlamı yok...
    Ya içinde olacaksın ya da imkanın var ise dışında... Bazen tercih etme şansın bile yok...

    Sistemin içinde kalacaksan da çocukların stres düzeyini yönetecek bir şeyler denemenin kimseye bir zararı olmaz....

    Ya da bastırırsın parayı, ben çocuğumu bu maratonun dışında tutacağım dersin.... ahkam kesmeyi de bırakırsın....

    Çocuğun nerde okuduğunun tabii ki hiiiiç önemi yok... En fazla network sağlar hayatında...

    Kim olduğunu, ne yaşayacağını etkiler mi??? Belki biraz...

    Sonuçta önemli olan insanın kumaşı, ne yapıp edersen et o kumaştan şort çıkıyorsa, ordan burdan çekiştirip pantolon yaratmaya çalışmak... işte en büyük stres kaynağı bu bence...

    Hem çocuklarımız hem de biz ebeveynler için...

    Teşekkürler Umut, en azından bir yöntem olabileceğini dahi bilmek insana güven veriyor...

    Tüm kuzularımıza HAYAT başarıları dilerim.

    Sevgiler

  • Yİgit Acikbas

    Yİgit Acikbas

    Yorum Linki Cuma, 17 Ağustos 2012 11:48

    Sinavlar ;




    İlk sevisme deneyiniz gibidir...

    Gerdek gecesi ölen var.
    Ne farkı var..!

    Gerdek gecesi başarısız cooook kisi var : )
    Olanda , hayat boyu iyi yataklarda okuyor , pardon yatıyor...

    Master yapanlar bile var , üstüne üstlük....

    Hatta sınavdan , sınava gidenler var : ))))))
    Adrenalin ! İste ....

    Bilimsel hale sokmayalım sınavları , sıktıysa girmeyeceksin...
    Şikayet te etmeyeceksin !
    Bari zevk alsın çoluk , cocuk sınavlarda ...

    Ah , anne ve babalar ; Basımıza ne geldiyse , sizin coooook bilir herseyi merakınızdan geldi...
    Mum yakın simdi , aza aza bu hale geldi...

    Boğaziçi'nde okusan ne olur , okumasan ne olur...!!!!!!
    Namus kavramını okutan okullar var, sınavda yok ...
    Boktan bir sey icin ölmesin , sınav meraklıları !

    "Hepimiz kıçımızı kendi elimizde siliyoruz...."

    Rahmi Koç , adam çağırmıyor bokunu yaptıktan sonra...
    -Gel , kıçımı sil demiyor...

    Neyin sınavı , neyin ölümü arkadaslar !
    Kendinize gelin , Allah askına .......

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık