Menu

Sonuç ne olursa olsun, biz bir ekiptik...

Yüksek performanslı takımlar: Nasıl kurulur, nasıl sürdürülebilir hale gelir? Bu sorunun basit bir cevabı olsa, sadece şirketler değil, devletler dahi çok daha verimli çalışırdı. Basit cevabın olmamasının nedeni, birçok cevabın ve değişkenin olmasından kaynaklanıyor. Bu konuda yapılan araştırmalar neticesinde, Dr. Meredith Belbin tarafından oluşturulan Takım Rolleri Modeli, yüksek performanslı takımların denge bacağıyla ilgili çok önemli detaylar içeriyor. Belbin, bireylerin, takım içindeki rollerini anladıklarında ve buna bağlı olarak güçlü yönlerini kullandıklarında, takıma olan katkılarının belirgin bir şekilde arttığını belirtiyor. Rol dağılımlarının, güçlü ve zayıf yönlerinin, ve herkesin üstleneceği sorumluluğun açık olduğu takımlarda performans artıyor.

Belbin Takım Rolleri Modeli ile ilk tanışmamda bana sorulan bir soru vardı: İlk yüksek performanslı takım deneyimim hangisiydi ve nasıldı? Bu soruyu ilk cevapladığımdan beri, bu hikayeyi paylaşmak çok hoşuma gidiyor.

Yaşlar 12 civarı, bizim zamanımızın sistemiyle ortaokul 1.sınıftayız. İlkokul ve lise arasındaki, önünde sınav stresi olmayan, belki de sınav konusunda hayatın en rahat zamanları.

Mersin’de senenin 300 günü güneşlidir. Ne zaman yağmur yağsa, hava kapalı olsa, içimiz de kapanırdı o yaşlarda. Yine yağmurlu bir günde, sabah erkenden kalktım, hazırlandım, ve sonunda okul servisi geldi.

İçim kıpır kıpır, sadece ben değil, diğer birkaç arkadaşım da aynı şekilde. Her şey bir bakışla başladı, sonra hepimizin içimize hapsettiğimiz fikir, birimizin ağzından çıkıverdi: “bugün okulu kıralım mı, hadi kimler geliyor?” O anki his çok ilginçti. Sabahın bütün karamsarlığının üstümden kalkmasının yanında, o afacan heyecanı yaşamak, karnımdan yüzüme kadar gelen o gülümseme, aynı duyguları paylaşan arkadaşların da etrafta olması ve bunların paylaşılmasıyla gelen mutluluk. Hala da aynı hisse rastladığımda, güzel şeylerin habercisi olduğunu bilirim. Bir grup insanın, özellikle çocuk benlikten, aynı hisleri aynı anda duyunca, ne olacaksa olsun, ne yapılacaksa yapılsın, keyif dolu, verimli bir zamanın yakın olduğunu hissederim.

6 arkadaş karar verdik, o gün okulun pek cazip bir seçenek olmadığına. Servisten ayrıldığımız an, ne yapacağımızla ilgili hiçbir fikrimiz yoktu. Tek bildiğimiz, o günün amacının eğlenmek olduğuydu. Hararet dolu geçen 10 dakikalık çok sesli tartışma sırasında, ortaya, o zamanın bugünkü teknolojiden uzak dünyasına ait tipik öneriler atıldı: “bilardo oynayalım, oyun salonuna gidelim, çay bahçesine gidelim” gibi. En nihayetinde, en yaratıcı olanımız herkesin ağzının açık kaldığı cazip bir fikirle geldi “hadi sahile gidip, kumsalda futbol oynayalım”. Kışın ortasında, yağmurun altında futbol oynayacak olmak son derece cazip ve motivasyon dolu bir teklifti hepimiz için. Kumsalda futbol oynama fikrinin sarhoşluğu içindeyken, birimiz hemen atıldı: “Ben çok iyi bir yer biliyorum” dedi. Kumsal ve yaz tatili konusunda uzman olan arkadaşımızı hiç birimiz sorgulamadık haliyle.

Neyse ki aramızda, bugünün navigasyon cihazlarını aratmayacak, parmak ıslatarak yön bulma ve toplu taşıma araçları konusunda hepimizi organize edecek bir arkadaşımız vardı. Sırtımızı ona yasladık, yola koyulduk. Sonrasında buna çok pişman olduk, çünkü gideceğimiz sahile yürüyerek gitmiş olsak çok daha hızlı olacaktı. Sabahın erken saatinden, neredeyse öğlene kadar sürdü yolculuğumuz. Mersin’in uğramadığımız sahili kalmadı. Tabii, kafaya koymuştuk uzman arkadaşın bahsettiği sahile gitmeyi, hiçbir güç bizi yolumuzdan geri çeviremezdi. Bu kadar azmin ve yorgunluğun sonunda, hedefe ulaştık. Geniş bir sahil, yumuşak kumlar, yağmurlu hava, dalgalı deniz bizi bekliyordu.

Tek sorun, o kadar yol yorgunluğundan dolayı karnımızın çok acıkmış olmasıydı. Etrafta sadece bütçemizin çok üzerinde olan bir balık lokantası vardı. Cin fikirli bir başka arkadaşın aklına bir öneri geldi, hepimizin cebinde ne kadar paramız varsa toplayıp ayrıldı yanımızdan. Biz de navigatör arkadaşla dalga geçmeye başladık: “cin arkadaş da senin gibi çıkacaksa, gitti bizim paralar son kuruşuna kadar”. Bir süre sonra, arkadaş çıkageldi. Elindeki poşetten, o an için dünyanın en güzel yemeği olarak görünen somun ekmek içinde beyaz peynirli sandviçler çıktı. Bir güzel yemeğimizi yedikten sonra, sabahtan beri burnumuzda tüten maceramızın bir sonraki aşamasına geçtik. Deli gibi futbol oynamaya başladık. Kumların soğukluğu yetmezmiş gibi, süper yeteneklerimiz sayesinde de sürekli denize kaçan topun peşinden gidiyorduk. Herkes sırayla topu alıyordu. Tabii gelen deli gibi koşturuyordu ısınmak için.

Kendimizi o kadar kaptırmıştık ki, hava kararmaya başlayınca aklımız başımıza geldi. Eve gitmeye çok geç kalmıştık! Şimdiye kadar evde olmamız gerekirdi. Sabahtan beri, süper olmasa da, gayet güzel bir şekilde işleyen planımız, bir anda darmadağın olmuştu. Hepimizde inanılmaz bir panik ve kabus havası vardı. Olan bitenleri ailelere nasıl aktaracaktık? Bununla ilgili bin bir türlü senaryo aklımızdan geçiyordu. Okuldan kaçma konusunda pek amatör sayılmasak da, yine de zaman faktörünü atlamıştık. Biz alacağımız cezalar, göreceğimiz tepkilerle ilgilenirken, birimiz çıkıp: “yalnız beyler, sadece yakayı ele verme olayını değil, aynı zamanda ailelerin bizi deli gibi merak ettiklerini de düşünün. Bununla ilgili konuşalım, ortak bir hikaye bulalım. Meraktan aileler birbirini aramıştır, hepsinin haberi vardır” dedi.

O an için, Bay Konfüçyüs arkadaşımızı takdir ettik, şöyle bir havaya atıp tuttuk. Panikle geçen dönüş yolunda, konuşup kararımızı verdik, herkes gerçeği anlatacaktı. Yeni baştan bir senaryo yazmanın, o koşturmaca içinde mümkün olmadığı aşikardı.

Eve vardığımızda öğrendik ki, aileler son derece panik olmuştu. Herkes birbirini aramıştı. Akıllarına gelen senaryo, servisin kaza yapmış olabileceği olunca, polis bile işin içine karışmıştı. Olaylar bu kadar büyümüşken, maalesef hiçbirimiz kolayca sıyrılamadı bu yağmur altında kumsalda futbol sevdasından. O kadar ki, bir sonraki gün, hepimiz ateşli bir şekilde okul servisinde buluştuk. Takım fiziksel olarak hastaydı. Fakat bu, aramızdaki takım ruhunun önünde engel değildi, olmadı da.

Aynı ekip nice fantastik ve eğlenceli kaçışlara imza attık, hiç de yakalanmadık. Çünkü artık hepimiz, takım içinde kimin hangi rolde olacağını biliyorduk. Takımlar konusunda ki araştırmacı Dr. Meredith Belbin, o anda aramızda olsaydı, Belbin Takım Rolleri Modeli ile ilgili teorisini tekrar yazabilirdi. Bizim takımımızda “Şekillendiren” vardı, aklımızı okuyup, bizi harekete geçiren, eylem üreten; “Kaşif” vardı, inanılmaz hayal gücüyle kışın ortasında kumsalda top oynama fikrini ortaya atan; “Uzman” vardı, futbol oynamak için en iyi kumsalın neresi olduğunu bilen; “Uygulayıcı” vardı; kumsala gitmek için bizi organize eden; “Kaynak Araştırıcı” vardı, harçlıklarımıza uygun fırsatları bulan; “Monitör Değerlendirici” vardı; panik anında durum analizi yapıp, mantığını çalıştıran. Biz nasıl yüksek performanslı bir takımmışız da haberimiz yokmuş!!!

 

Umut Kisa

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olmuş ve yüksek lisansını “Yönetim ve Organizasyon” alanında tamamlamıştır. Bugün itibariyle Bilgi Üniversitesi’nde iletişim alanında doktorasını sürdürmekte ve Paul Ekman Group’ta “İletişim ve Davranış Analizi” alanında Post Graduate çalışmalarına devam etmektedir. Çalışma hayatını Koç Finansal Hizmetler, Deloitte ve Alstom gibi şirketlerde sürdürmüş olan Umut Kısa, bir Sabancı Şirketi’nde icra kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. 2012 yılında Para dergisi tarafından Türkiye’nin en etkili koçlarından biri olarak gösterilmiştir. Pennsylvania ve North California Hellinger Institute’den -Kalıtsal Aile Travmaları- eğitimi almıştır. Dünyaca ünlü profesör Paul Ekman tarafından geliştirilen Duygusal Beceriler ve Yetkinlikler (Emotional Skills and Competencies - ESaC) ve Doğruluğu ve Güvenilirliği Değerlendirmek (Evaluating Truthfulness and Credibility - ETaC), Yüz Tanımlama Sistemi (Facial Action Coding System – FACS) eğitimlerini tamamlayarak Paul Ekman tarafından “Uluslararası Eğitmen” statüsünde onaylanmıştır. Koçluk alanında ICF tarafından verilen MCC ünvanına sahip dünyadaki 400 kişiden, Türkiye’de ise 5 kişiden biridir. "AHUNA" ve "US'TA YOL" ve "KENDİNİ İŞTEN FETHET" adlı kitapları bulunmaktadır.

Takip etmek isterseniz aşağıda yazarın sosyal medya hesaplarını bulabilirsiniz.   

Facebook ,  Twitter , Instagram , Medium , Linkedin

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık