Menu

Yok Mu Bunun Bir Çaresi ?

Nasıl yani? 2014 yılının ilk çeyreğini yakında geride mi bırakıyoruz? Siz de benim gibi ne kadar hızlı geçiyor zaman diyenlerden misiniz?

Zaman zaman aklımıza geliyor tabi, geride kalan yıllarımızın ne kadar da hızlı akıp gittiği, ileriki zamanlarda bize ait bir hayat yaşamak için mutlaka bir şeyler yapmamız gerektiği. Ve şöyle bir silkeleniyoruz. Ailemize, sevdiklerimize daha fazla zaman ayırmak, ihmal ettiğimiz hobilerimizle uğraşmayı canlandırmak, hayattan keyif aldığımız anları arttırmak için daha fazla düşünür oluyoruz. Ve ufak ufak başlıyoruz bu yolda yürümeye… Ve bir sonraki aşama geliyor; bazı yazarların, hayatın değerini bilmek üzerine yazılmış bazı hikayeleri, başarılı kişilerin biyografileri, varoluş makaleleri bir anda dikkatimizi çekmeye başlıyor. Ve okumaya başlıyoruz, okudukça daha da ilgimizi çektiğini fark ediyoruz...

İşte tam bu noktada sorgulama biraz daha derinleşmeye başlıyor. Ben ne yapıyorum ? Aslında ne istiyorum? İlk bakışta cevabı bulmak çok kolay gibi görünüyor.

Mutlu olmak !

Son yıllarda sürekli mutluluk üzerine konuşuyoruz. Amerika’ da 2010 yılında mutluluk üzerine 10.000 in üzerinde kitap yayınlandı. Bu sayı sadece on yıl önce 2000 yılında 50 ydi. Mutluluk konulu makaleler popüler psikoloji dergilerinde yerlerini almaya başladı. Nasıl mutlu olunur önerilerini sıklıkla her yerde görür olduk. Gazeteler, sosyal medya sürekli bu konu üzerinde yoğunlaştı son yıllarda. Bununla da kalmadı. Amerika’da ve Almanya’da bazı okullarda” mutluluk “ders olarak okutulmaya başlandı. Bu konuyla ilgili seminerler, atölye çalışmaları en çok tercih edilen programlar arasında yerini aldı.

Hatta 90 lı yıllarda “Pozitif Psikoloji” kavramını ortaya atan Pennsylvania Üniversitesi Psikoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Martin Seligman, mutluluk içerikli konuşmaları ile fırtınalar estirdi. Yaptığı bir konuşmasında şunu duydum .

”Eskiden mesleğim sorulduğunda ve psikoloğum dediğimde insanlar burun bükerlerdi, deli doktoru ! Oysa şimdi mesleğimi sorduklarında yine psikoloğum diyorum bu defa yaklaşımları tamamen farklı. Benimle konuşmak için can atıyorlar. Neden sizce? Sebebi şu. Biz psikologlar eskiden sadece sorunun nedenini araştır ve geçmişe bakardık, oysa yeni bakış açımızla geçmiş geride kaldı. Önümüze bakıyoruz. “ diye devam ediyor Seligman ve “ Artık, kişilerin pozitif yönlerini nasıl ortaya çıkaracakları ile ilgileniyoruz. Geçmiş geçmişte kaldı. İnsanlar güzel şeyler duymak istiyor “

Nasıl geliyor kulağınıza? Bu mudur mutluluk? E maden öyle hep beraber mutlu olalım.

Geçmişi düşünmeyelim. İleriye bakalım. Sevdiğimiz uğraşlarımız olsun. Onlarla ilgilenelim. Sevdiklerimize daha fazla vakit ayıralım. Ve hayat amacımızı bulalım. Her gün yatmadan önce o gün yaptığımız iyi bir şeyi düşünelim. Birine yardım edelim. Her gün düzenli spor yapalım beynimiz endorfin hormonu salgılasın. Her gün aynanın karşısına gülümseyerek geçelim.

Tabii ki değil. Tüm bu yazılan çizilenlerin her biri, her bedene uysaydı, etrafta mutsuz insanın olmazdı. Oysa istatistikler hiç de öyle söylemiyor. Gün geçtikçe çok sayıda insan, ruhsal hastalıklar nedeniyle psikiyatriste koşuyor.

Bir de olaya Amerikalı İngiliz Edebiyatı Profesörü Eric G. Wilson gözünden bakalım. Wilson mutluluk gurularının tavsiyelerine uyarak mutlu olmak için gösterdiği çabayı “ Mutsuz Mutlu “ isimli kitabında ele almış. Yazarın kaleminden okuyalım,

“Derin karanlık bakışımı gülümseyen bir yüze çevirmeye gayret ettim. Daha aktif olmayı denedim ve kitaplarla dolu kasvetli evimi terkedip dışarıdaki dünyanın hareket dolu hayatına daldım. Jogginge başladım, cep telefonumu değiştirdim, „harika“, „süper“ gibi kelimeleri elimden geldiği kadar çok kullandım, salata yemeğe başladım ve yogaya gittim. Bir psikiyatra gitmeyi ve ilaç kullanmayı da düşündüm. Zamanla bütün bunları yapmayı bıraktım, daha sonra tekrar başladım ve tekrar bıraktım. Bir daha da başlamayı düşünmüyorum. Anladım ki cehenneme giden yollar anlatılan mutluluk taşlarıyla döşeli.“

Peki bu okuduklarınız için ne diyorsunuz ?

Nedir yazarın içersine girdiği bu kısır döngü? Nedir bunun çaresi?

Bu noktada kendi hikayemden bahsetmek isterim sizlere biraz. 3 çocuklu bir ailenin en büyük evladı olarak büyüdüm ben. Ailede her zaman akıllı, örnek gösterilen bir çocuk oldum. Tabii biraz da şımarık.

Babam inşaat mühendisi idi. Ortaokula başladığım günlerde öğrenmiştim, babam deli gibi benim de kendisi gibi mühendis yada mimar olmamı istiyordu. Okul yıllarımı hatırladıkça matematik , fen derslerinde ne kadar zorlandığım gelir aklıma . Oysa Türkçe, sosyal derslerinde harikalar yaratırdım. Yazdığım kompozisyonlar örnek gösterilirdi. Babama göre çok güzel şeylerdi bunlar. Ama matematik ve fen başkaydı.

Ben de babasına aşık her kız çocuğu gibi, okul hayatım boyunca onu mutlu etmek adına fen ve matematik dersleriyle boğuştum durdum. Üstelik, ilişkimizin başlangıcı o yıllara dayanan, matematik dehası, en yakın arkadaşımla saatlerce ders çalışırdık ama sonuç benim için yine hüsran olurdu.

Neyse ki, lise son sınıfa gelmeden okuldaki öğretmenlerimin de desteği ile sosyal alanda daha başarılı olacağıma dair babamı ikna ettim. Aslında çok da zor olmadı bu ikna. Neden o zamana kadar bunu yapmamıştım ki? Ve bir manevra ile sosyal olan bölüme geçiş yaptım.

Yıllar sonra, 2 çocuklu bir anne olarak, en çok okumak istediğim bölüm olan Psikoloji Bölümünde yüksek lisansımı yaparken, ders çıkışında bir gün, o gün arabası bakımda olan hocamı evine bırakırken hayatım boyunca unutamayacağım bir soru sordu bana.

Elindeki eşyaları koymak için bagajı açmıştım, bagaj oğlumun futbol malzemeleri, kızımın bisikleti ve oyuncaklarıyla doluydu.

Banu ne bunlar?

Hocam bunlar ……..

Peki , anlıyorum Banu. Çok güzel...

Oğlunun….. Kızının.. .. Peki sen neredesin burada ??

Şöyle bir durdum. Ve şükür ki cevabımı verebildim. Hocam, ben buradayım, sizinleyim, hayatım boyunca en çok olmak istediğim yerde. Psikoloji bölümünde.

Son yıllarda mutluluğa giden yolda farkındalıklar yaratmak üzerinde ciddi çalışmalar yapılıyor. İnsanın içinde bulunduğu gerçeği farketmesi, kabullenmesi . İş, aile, aşk, çevre ,ilişkiler konularında mutluluğuna yada mutsuzluğuna dair farkındalıklar yaşaması.

Yine, güçlü yönlerini farkederek, o yönde ilerlemesi, dışarıdan nasıl algılandığı gerçeğini görmesi. Ve en sonunda mutluluğuna gidecek bloklarını kaldırması ve yolunda yürümesi.

Kuru kuru mutlu olalım demek yetmiyor yani. Her insan özel, anne karnından itibaren özel. Tek tip reçete ile olacak şey mi ?

Ben şanslıydım. Psikoloji eğitimim sonrasında ortaya çıkan bu merakım ile, aldığım birçok kişisel gelişim eğitimine katıldım. Önemli farkındalıklar yaşadım, bir süre boyunca beraber yürüdüğüm mentorlarım oldu. Şimdi gerçekten yapmak istediğim şeyleri yapıyorum, üstelik keyif aldığım bu işleri yaptıkça para da kazanıyorum. Bu enerjinin özel ve iş yaşamıma ciddi olumlu yansımalarını görüyorum. Ve daha da güzeli, bu yöndeki edinimlerimi paylaşıyorum.

Mutluluk, Debbie Ford un söylediği gibi, karanlık yönlerimizi kabul edip aydınlığa doğru yürümek, bu yolda Ken Blachard ifadesi ile özgün bir usta olmaktır bence.

Ve Marshall Goldsmith in şu sorusunu düşünerek yaşamak , “ 95 yaşınıza geldiğiniz hayal edin. Size bir mikrofon uzatılsa ve sorulsa, sizi dinlemekte olan kişilere iş yaşamında daha başarılı olması ve mutlu bir hayat sürmesi için ne yapmalarını tavsiye ederdiniz ?”

Şimdi başa dönelim, Önemli hayat tecrübeleriyle dolu yıllar yaşadınız. Kendi hayatınızın bilgesi oldunuz ve sizi sizden başka kimse gerçekten bilmiyor. 2104 ün ilk çeyreği biterken siz ne yapmak ya da amaçladığınız mutluluğu nasıl yakalamak istiyorsunuz?

 

Umut Kisa

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olmuş ve yüksek lisansını “Yönetim ve Organizasyon” alanında tamamlamıştır. Bugün itibariyle Bilgi Üniversitesi’nde iletişim alanında doktorasını sürdürmekte ve Paul Ekman Group’ta “İletişim ve Davranış Analizi” alanında Post Graduate çalışmalarına devam etmektedir. Çalışma hayatını Koç Finansal Hizmetler, Deloitte ve Alstom gibi şirketlerde sürdürmüş olan Umut Kısa, bir Sabancı Şirketi’nde icra kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. 2012 yılında Para dergisi tarafından Türkiye’nin en etkili koçlarından biri olarak gösterilmiştir. Pennsylvania ve North California Hellinger Institute’den -Kalıtsal Aile Travmaları- eğitimi almıştır. Dünyaca ünlü profesör Paul Ekman tarafından geliştirilen Duygusal Beceriler ve Yetkinlikler (Emotional Skills and Competencies - ESaC) ve Doğruluğu ve Güvenilirliği Değerlendirmek (Evaluating Truthfulness and Credibility - ETaC), Yüz Tanımlama Sistemi (Facial Action Coding System – FACS) eğitimlerini tamamlayarak Paul Ekman tarafından “Uluslararası Eğitmen” statüsünde onaylanmıştır. Koçluk alanında ICF tarafından verilen MCC ünvanına sahip dünyadaki 400 kişiden, Türkiye’de ise 5 kişiden biridir. "AHUNA" ve "US'TA YOL" ve "KENDİNİ İŞTEN FETHET" adlı kitapları bulunmaktadır.

Takip etmek isterseniz aşağıda yazarın sosyal medya hesaplarını bulabilirsiniz.   

Facebook ,  Twitter , Instagram , Medium , Linkedin

2 yorum

  • Binnas Denizli

    Binnas Denizli

    Yorum Linki Perşembe, 23 Ocak 2014 06:36

    2013 benim için dopdolu bir yıl oldu. Takvimimde yapmam gereken bir sürü konu ve yakalamam, değerlendirmem gereken ise bir çok fırsat ...
    Takvim sayfaları acımasızca birer birer yeni bir gün için koparılırken, tüm bunların peşinden canavar gibi koştuğumu fark ettim. Evet canavar gibi :) Şimdi sana sesleniyorum 2014. Ben yine aynı tempoda çalışmaya hazırım. Ama beni bu sefer yorgun görmeyeceksin... Ne kadar eğlendiğimi ve keyif aldığımı da göreceksin... Bu sene 2014'te mutluluğu böyle yakalayacağım....

    Sevgiler,
    Binnas

  • Barkın Sunay

    Barkın Sunay

    Yorum Linki Salı, 14 Ocak 2014 21:19

    Banu tebrikler güzel yazı, paylaşım.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık