Menu

Hızlı ve Öfkeli...

Endüstri Toplumu, 1950 lerin sonlarında “Endüstri sonrası çağı” olarak adlanan bir değişim sürecine girdi. 1980’lerde internet ile tanıştıktan ve bilginin evrenselleşmesinden sonra, “enformasyon” sözcüğünü baz alarak “Bilgi Çağı’na” balıklama atlamış olduk. Bu çağın temelleri “Bilişim” ve “İletişim” kuruldu.

Endüstri Toplumu, 1950 lerin sonlarında “Endüstri sonrası çağı” olarak adlanan bir değişim sürecine girdi. 1980’lerde internet ile tanıştıktan ve bilginin evrenselleşmesinden sonra, “enformasyon” sözcüğünü baz alarak “Bilgi Çağı’na” balıklama atlamış olduk. Bu çağın temelleri “Bilişim” ve “İletişim” üzerine kuruldu.

Bilişim ve İletişime balıklama atladık atlamasına da… Ne oldu???

Dünya küçüldü… ZAMAN kavramı değişti…. HIZ!!!… Her şey hızla akıp gitmeye başladı. Yani kat edilen yolun zamana göre değişimi alışılmış sürelerin üstüne çıktı. Hali hazırda çocuklar koşuyor, bireyler koşuyor, toplumlar koşuyor ve firmalar bu koşuya ayak uydurmaya, zamanı yakalamaya çalışıyor ancak hiç bir şeye teslim olmadan, tam olarak kendini veremeden... Bir şeyleri tutuyoruz ama elimizden kaçması korkusuyla bir çok şeyi birden tutmaya çalışıyoruz. Tabi ki hiç birini tutabilecek güç kalmıyor çoğu zaman. Bu kadar tutulması gereken şey arasında talepleri ve beklentileri karşılayabilmek ve kendin olabilmek çok daha zor bir hale geliyor tabi...

Değişen insana adapte olabilecekken, kalbimizi teslim ettiğimiz alanda fark yaratabilecekken her şeyi yapmaya çalışıyoruz ama tam olmuyor. Tam da Master Yoda'nın kendini teslim et öğüdüne ihtiyaç duyduğumuz gibi...

yapyadayapma

Star Wars izleyenler bilirler meşhur Master Yoda'yı, aslında bilgelikler gizlidir tüm sözlerinde.

Peki kurumlar bu resmin neresineydi? Nereye geldi?

(……….)

Tam olarak bu noktada kurumlar nereye yönleniyor diye mercek tutmak lazım. Veri ve bilginin zaman ve mekan kısıtlarını aşması ile birlikte kurumları bir adım öne çıkaran, fark yaratmalarını sağlayan en önemli şey; bilgi ve veriler ile dinamiklerin kimler tarafından ne şekilde işlendiği ve iletişimdeki başarı olmaktadır. Yani Master Yoda'nın önerilerini onlarda dinlemeye başladı biraz biraz... Kurumlarda, yani en azından ileri görüşlü olanlarının geldiği nokta; “Her şey İNSAN için, İNSANLA….”

Buradan yola çıkarak, firmalar kalıcı değişimlerin peşine düştü ve bulaşıcı olduğu kanıtlanmış değişimin bütüne yayılması için tek tek yönetici kadrosu ve aday kadronun gelişimi üzerinde çalışılacak araçları aramaya başladı. Takımları için yeni dinamikler yaratmaya yöneticilerini geliştirmeye, insanları farketmeye... Uygulayanlarda öfke, stres azaldı, ilişkiler bir adım daha ileriye doğru gitti. 

Özellikle son dönemlerde yaptığımız kurumsal görüşmelerde karşımıza çıkan talepler “yaşam dengesinde” duran yöneticilere nasıl ulaşılacağı ve/veya bu kişilerin dengelerinin/performanslarının devamlılığının nasıl sağlanacağı ile ilgili. Yönetici Koçluğu ile metodlarının iş hayatlarımızın içerisine daha fazla nüfuz etmesi de bu şekilde başlamış oldu. Son yıllarda yönetici ve liderlerin kim olduklarının yanı sıra, hangi durumda nasıl algılandığı ile ilgili çok değerli çalışmalar yapılmaktadır. Algı Yönetimi (Perception Management ) PM 360 ve Marshall Goldsmith’in Davranışsal Değişim Modeli bu yaklaşımda öne çıkan iki en kıymetli modeldir. Yönetici Koçluğu ile koçluk becerilerinin tüm süreçlerinde kullanıldığı bu iki modelin konsantrasyon noktası yöneticinin geliştirilmesi istenen davranış değişikliği iken, bunun aynalanması yönetici tarafından seçilen mesai arkadaşları, paydaş ve tedarikçilerden alınan algısal geri ve ileri bildirimlere dayanmaktadır. PM 360 da firma iç dinamikleri ve yöneticinin kendi içsel / dışsal değerleri üzerinde çalışılırken, Davranışsal Değişim Modelinde yönetici ve ilgili firmanın dinamiklerinin yanı sıra, işbirlikçilerine de algılarını ortaya koyarak kurumun dönüşüm ve değişim süreçlerine dahil olma fırsatını sunmaktadır. Herşeyin tam olarak insana dayanmaya başladığını söyleyemeyiz ancak bununla ilgili önemli ilerlemeler olduğunu fark ediyoruz. 

Nasıl algılandığımızı fark etmemiz, değişimin başlangıcında ilk kıvılcım etkisine sahiptir.

Pozitif psikolojinin üstatlarından Martin Seligman’ın da altını çizdiği gibi amaç tatmine yönelik bir hayat sürmektir. Anlamlı bir hayat, yani bütüne hizmet etmenin, bütünün bir parçası olmanın getireceği tatmin ve motivasyon başarıyı kaçınılmaz kılacaktır.

Bilişim ve İletişim çağında kendi kendini aşmaya çalışan, hız limitlerini zorlayan biz kurum ve kişiler için söylenecek şey artık sanırım “Sen Değiş Dünyan Değişsin”. Unutmayın değişim bulaşıcıdır……..

Hızlı ve Öfkeli olmak zorunda değiliz….. Hadi "Güç Sizinle Olsun"

güç

Ayça Kabaş

Tarsus Amerikan Koleji'nden 1986 yılında mezun olan Ayça Kabaş, eğitimini İstanbul Üniversitesi İngilizce  İşletme Bölümünde sürdürmüştür.  2010 yılına kadar Deha Menkul Değerler, AOG Menkul Değerler ve Global Menkul Değerler A.Ş.'de Üst Düzey Yönetici olarak çalışmıştır. Yönetici koçluğuna IAC Lisanslı ve ICF Onaylı Sola Unitas Coach Academy ve Singapur asıllı Success Motivation eğitim kurumlarının Path to Great Leadership ve Path to Core Coaching Masteries, The Right Step for Executive and Team Coaching eğitimleriyle başlayan Ayça, ayrıca NLP eğitimleri ve Trainer's Challenge programlarını tamamlayarak CSF (Certified Skilful Facilitator) ünvanını almıştır.

Kendisi 3 yıldan uzun bir süre Eğitim Tasarımcısı, Yönetici ve Takım Koçu olarak Sola Unitas Academy bünyesinde görev almıştır. 2015 tarihi itibariyle Sola Unitas Coach Academy bünyesinde Genel Müdür olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF) tarafından PCC unvanına sahip Türkiye’deki sayılı koçlardan biridir. 

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık