Menu

Boşanma ve Yalnızlık Korkusu

Son dönemde boşanmaların oldukça arttığını ya da boşanmaların değilse bile boşanma isteklerinin neredeyse herkesin dilinde olduğunu farkediyorum. Kişilerin boşanmalarını engelleyen bir çok faktör var, ekonomik durum, çocuklar ya da en önemlisi yalnızlık korkusu...

 

 

Aslında bir çoğunda sebeplerin neredeyse tamamı var. Yaşamımızda ki istemeden oluşan değişiklikler ya da eşlerin bilinç seviyelerinde oluşan farklılıklar, birlikte yaşamalarını bazen imkansız hale getirirken, aynı zamanda da ayrılmamaları için de değişim korkuları yaşatıyor.

 

Evlendiğimiz kişiyi geçmişimizde aldığımız yaraları iyileştirmek için seçeriz diyor Debbie Ford. Kendisine katılıyorum, gerçekten de gördüğüm örneklerde belirgin benzeşmeler var. Örneğin bir kadın olarak, babanız çok baskıcıysa ve annenizde bu baskıya boyun eğimiş biriyse; kendinizi güçlü bir şekilde yetiştirmek hatta eril (erkekçe) hareketler göstermek için elinizden geleni yapıyorsunuz. Hareketleriniz sertleşiyor ve her an masaya yumruk vuran konumunda olmayı bekliyorsunuz. Bu tür durumlarda annenize kızdığınız (acıdığınız) için (babanızın sertliğine müsaade ettiğinden) asla anneniz gibi olmak istemeyen biri oluyorsunuz.

 

Böyle birinin eş seçimi de genellikledaha pasif biri ile evlenmek şeklinde oluyor. Çünkü bu durumdaki kadın evliliğinde güçlü olmak ve asla zayıf görünmemek istiyor. Fakat evlilik içinde oluşması gereken erkek-kadın polaritesi (kutuplaşma) yerine yeni bir bozulmuş polarite ortaya çıkıyor. Yapı itibariyle kadın erkek gibi, erkek de kadın gibi olmak zorunda kalıyor. Gücün dominant olmaktan kaynaklandığını düşünen kadın, dominantlığında erkek olmak olduğunu düşündüğünden tek taraflı bir yarışın içine giriyor. Tabi bir süre sonra güçlü kadın erkeğinin kendine yetmediğine karar veriyor. Sonrası pek malum. Kadın sonrasında daha güçlü birine hayranlık duymaya başlıyor bir çok örnekte. Buradaki asıl problem de eğer bu güçlü erkekle bir ilişkiniz olabilirse maalesef aynı anneniz gibi olmaya başlıyorsunuz.

 

Bu durumda tabi yeni jenerasyon danışmanlar size aile dizimi terapisini öneriyor, sonrasında oluştuğu iddia edilen morfik alanların sizin derdinize çare olup olamayacağını araştırmaya başlıyorsunuz. Yani kalıtsal aile tramvasını ruhların birbirlerine aktardığına inanmaya, bir metaforik çalışmadan sonra inanmaya başlıyorsunuz.

 

Tabi diş perisine inanmakla, buna inanmak arasında çok fark yok. Sonuçta gerçekten inanırsanız diş perisini de gerçekten görebilirsiniz. Zaman zaman diş perisinin de güçlü bir metaforik çalışma olabildiğini kendi deneyimlerimden biliyorum. Sonuçta unutmayın Aile Dizimi Terapisinin mucidi de bir din adamı.

 

İnanın bana bu çalışmaların çoğu aslında belli düzeyde trans içeren hipnoterapik çalışmalardan başka birşey de değil doğrusu...

 

Bir başka durumda babanın sevgisine ve ilgisine küçükken çok ihtiyaç duyan kişinin yüksek dışadönüklüğü... Yaşamındaki onaylanma ihtiyacı o kadar yüksek ki, kocası ya da karısı bunu yeterince besleyemezse evlilik yine son bulmaya doğru gidiyor. Ancak dışa dönük biri için yalnızlık adeta ölüm gibi. Cesaret dahi edemiyor.

 

Bu ilişkiler sadece erkek kadın arasında değil, erkek-erkek arasında ya da kadın-kadın arasında da gerçekleşiyor. Yakınlarda heteroseksüel olmayan bir müşterim bana hayatta hiçbir amacının kalmadığını hatta şu anda ölmesinin bile onu üzmeyeceğini söyledi. İlginç bir giriş cümlesiydi. Çocuk benliğinde olduğu ve benden şefkat beklediği çok açık olduğundan ilk sorum “neden kendini öldürmüyorsun” öyleyse oldu. Benden beklediğinin şefkat ve yardım olduğu çok açık olduğundan onu yetişkin benliğine getirebilmek için yaptığım bir hamleydi bu.

 

Sonrasında bana Annesinin çok üzüleceğini bu yüzden yapamayacağını söylediğini gördüm. Ancak sorum üzerine yetişkinleşerek gerçek derdinden bahsetmeye başladı. Geçmişine baktığında görmek istediği aile portresini kendi hayatında yakalayamayışı onu üzüyordu. Ya da genetik olarak bir çocuğunun olamayışı.

 

Yoksa yine mi Aile Dizimi ?

 

Öyle ya da böyle her iki durumda da anesi ve babası artık yaşça biraz ilerlemiş olduğundan onların ölümlerinden korkuyor ve sonrasında tamamen yapayalnız kalmaktan korkuyordu. Çocuğu olamayacak bile olsa yaşlandığında yanında birinin olmasını ve hatta ona canını dahi verebilecek kadar sevecek birinin olmasını özlüyordu.

 

Geçmiş ilişkileri de maalesef pek böyle birinin olabileceğine dair umutlarını oldukça azaltmıştı. Yukarıda tanımladığım tüm durumlarda yalnız kalma korkusu önemli duygu durumlarından birisidir.

 

Hem evlilik durumlarında hem de diğer ilişki tiplerinde aslında yanızlık temel bir sonuç değildir.İnsanın yalnız kalabileceğine ben inanmayanlardanım.

 

Tabi gerçekten bir adada kalmak zorunda kalmazsanız.

 

Asıl korku, hayatınızın belli bir bölümünde sizin standartlarınıza uymayan biriyle olma korkusudur. Fizyolojik olarak, cinsel olarak, psikolojik olarak, kültürel olarak birlikte olmak istediklerimiz ya da birlikte olmak istemediklerimiz vardır. Yani asıl unsur bizim kiminle birlikte olmak istediğimize ilişkin standartlarımızdadır.

 

Eğer onları farklılaştırabilir ve karşımızdakileri kabul edeilirsek herkesin içindeki güçlü yanları ve benzeri değerleri görme şansını elde edebiliriz.

 

Bir an için düşünsenize gerçekten adanın birinde hiç anlaşamıyacağınız biri ile yalnız kalıyor olsanız sizce sonrasında neler olur. Ne kadar uzun süre düşman olarak kalabilirsiniz?

 

Eğer elinizdekilerin standartlarınıza uymadığını düşünüyorsanız her durumda değişebilecek iki şey vardır. Ya elinizdekiler ya da standartlarınız.

 

Her ikisini de değiştirme şansına sahipsiniz. Ancak hergün boşanmak istiyorum sözünü ya da yaşlanınca yanlız kalmaktan korkuyorum sözünü tekrar ederek sadece enerjinizi emiyor ve kendinizi paralize ediyorsunuz. Bu da maalesef adım atmanızı engelliyor.

 

Çok hoşuma giden sözlerden birisi;

 

“Başka seçeneğiniz kalmadıkça ne kadar güçlü olduğunuzu bilemezsiniz” sözüdür.

 

İlişki durumlarında da bu böyledir. Dayanamayacağınız bir şey yok, ayrılın ya da birlikte olun ama bu durum istediğiniz ve sevdiğiniz bir durum olsun. Yoksa hayatınızın cehenneme dönmesi hiç de zor olmayacaktır.

 

Size bir sır vereyim. Hareket ederken iki türlü motivasyonla hareket edebilirsiniz. Birincisi istemediğiniz birşeyden kaçabilirsiniz ya da istediğiniz bir şeye doğru koşabilirsiniz. İstemediğimiz şeylerin ne olduğunu bilmek genellikle kolaydır. Ancak inanın bana biraz düşünürseniz istediğiniz şeyin de ne olduğunu bulabilirsiniz. Öyle ki istediğin şey bugün için inanılması güç bir şey olsa da...

 

Benim önerim sadece isteyin. Sonrada kendinizi bırakın ve her üzüldüğünüz anda istediğiniz şeyin sadece hayalini kurun. Bu bile sizi en azından mutlu edecektir.

 

NLP’de bir kural vardır. Temel olarak “Neye Odaklanırsanız Onu Alırsınız.” (You get what you focus on) Eğer istemediğiniz bir şeye odaklanırsanız onu da alacağınızı garanti edebilirim.

 

Aynen size “Mavi bir ağaç düşünme dediğimde sizin bu ağacı düşünmeniz gibi” Bilinç altı bir şeylerin negatif olduğunu bilmez ve neyi düşünürseniz onu elde etmek için elinden geleni yapar.

 

Şimdi seçim sizin;

 

Size neye odaklanacaksınız; istediğinize mi yoksa istemediğinize mi?

 

Koçluk Eğitimi için tıklayınız.

Umut Kisa

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olmuş ve yüksek lisansını “Yönetim ve Organizasyon” alanında tamamlamıştır. Bugün itibariyle Bilgi Üniversitesi’nde iletişim alanında doktorasını sürdürmekte ve Paul Ekman Group’ta “İletişim ve Davranış Analizi” alanında Post Graduate çalışmalarına devam etmektedir. Çalışma hayatını Koç Finansal Hizmetler, Deloitte ve Alstom gibi şirketlerde sürdürmüş olan Umut Kısa, bir Sabancı Şirketi’nde icra kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. 2012 yılında Para dergisi tarafından Türkiye’nin en etkili koçlarından biri olarak gösterilmiştir. Pennsylvania ve North California Hellinger Institute’den -Kalıtsal Aile Travmaları- eğitimi almıştır. Dünyaca ünlü profesör Paul Ekman tarafından geliştirilen Duygusal Beceriler ve Yetkinlikler (Emotional Skills and Competencies - ESaC) ve Doğruluğu ve Güvenilirliği Değerlendirmek (Evaluating Truthfulness and Credibility - ETaC), Yüz Tanımlama Sistemi (Facial Action Coding System – FACS) eğitimlerini tamamlayarak Paul Ekman tarafından “Uluslararası Eğitmen” statüsünde onaylanmıştır. Koçluk alanında ICF tarafından verilen MCC ünvanına sahip dünyadaki 400 kişiden, Türkiye’de ise 5 kişiden biridir. "AHUNA" ve "US'TA YOL" ve "KENDİNİ İŞTEN FETHET" adlı kitapları bulunmaktadır.

Takip etmek isterseniz aşağıda yazarın sosyal medya hesaplarını bulabilirsiniz.   

Facebook ,  Twitter , Instagram , Medium , Linkedin

12 yorum

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Pazartesi, 24 Eylül 2012 10:27

    Son 10 yılın boşanma davalaribu yil , daha yıl bitmeden rekor kırmış....TUrkiye'de !!!!!!!!


    Bir tarafı kalktı milletin !
    Erkekler talep fazlalığından , kendini bir halt zannederek ...
    Kadınlar erkeklerin duyarsızlıklarından bikip , sahip olduklarını dahada sahiplenmek adına , yani ; Madem öyle ...deyip....!

    Kadın ve erkekler ;
    Onur , gurur , ego , kibir ne varsa kullanıp ; Aile mahkemesine !

    - Yaz kızım , şiddetli üste gecmek savaşları yüzünden , zamanında ask şarkıları söyleyen , sarılan , sevisebilen bu iki " aptal'in boşanmasına karar verildi.
    İtirazı olan var mı !
    - Yok ....!
    Sepetler dışarıda, alın birer tane , amca gidersiniz...

    Evlenirken ne der Belediye Baskanı ;
    - İtirazı olan var mı ? , varsa simdi konuşsun yoksa sonsuza kadar sussun !

    Bosanirken niye demiyorlar !
    - İtirazı olan var mı ? Varsa araya girsin...hayat bu kadar ucuz degil , falan ...... !

    Yeni bir kisinin sadece penis boyu yada Vajina derinligi farklı , geri kalan her sey aynı....
    Hazır zamanında buluşmuşsanız hayatta ; Bırakmayın...

    Yada : Boşanın ve görün , ebeler neler doğuruyor...
    Adrenalin meraklısı toplum fertleri !!!!!!

    Bunun 50-60-70 -80...hatta 90 yasları var !
    SGK size acımayacak...
    Cocuklarınızı bulursanız yanınızda , sadece öpersiniz..
    Sayenizde onlarda boşanıyor olacak, o günlerde!

    Sıfırdan başlayın ama başlayın...
    Zamaniniz o kadar fazla degil ...

    Tek bir sey ;
    - Sicayim ego'ma...diyeceksiniz.
    Vallahi bu kadar basit : )

    Yapamazsınız belkide , cunku EGO' nüz halen sizin ağzınıza siciyor.
    Kokuyu fark etmiyor musunuz?
    Yuh !

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Cuma, 21 Eylül 2012 11:54

    Uzun uzun yazin , iyi oluyor...





    Seda "Diker " ne demiş ;
    -Ben erkeğin güçlü olanını ve soyisimi uygun olanını ! secerim .


    Yazdığınız uzuuuun yazılar orta 2 terkler içinse problem yok !

  • Ayça Kabaş

    Ayça Kabaş

    Yorum Linki Cuma, 21 Eylül 2012 11:08

    “Başka seçeneğiniz kalmadıkça ne kadar güçlü olduğunuzu bilemezsiniz”

    Sevgili Umut, bu söz aklıma bir hikayeyi getirdi....

    Paylaşmak istedim.....

    Eski zamanda Kral'ın birisine Arabistan'dan iki tane doğan hediye edilir.

    Bunlar kralın şimdiye dek gördüğü en güzel kuş türü olan aladoğanlardır.

    Kral, bu değerli kuşları eğitmesi için onları doğancıbaşıya verir.

    Aylar ayları kovalar ve bir gün doğancıbaşı Kral'ın huzuruna gelip, doğanlardan bir tanesinin mükemmel bir şekilde çok yükseklerde süzülerek uçtuğunu, fakat diğerinin geldiği günden beri tünediği daldan kımıldamadığını söyler.

    Bunun üzerine kral, ülkenin her yerinden şifacılar ve büyücüler getirtip doğanı iyileştirmelerini emreder ama hiçbiri doğanı iyileştiremez.

    Kral daha sonra bu görevi saray çalışanlarına verir, fakat ertesi gün baktığında doğanda hala bir değişiklik yoktur.

    Bildiği her yolu deneyen kral en sonunda "Belki de bu problemin kaynağını anlayabilmesi için dağlık bölgeleri tanıyan birine ihtiyacım var" diye düşünür ve saray çalışanlarına emreder:

    "Gidin ve bana bir çiftçi bulun!"

    Ertesi sabah doğan'ı göklerde uçarken gören kral şaşkına döner ve emrindekilere seslenerek "bu mucizeyi yapan kişiyi getirin bana" diye buyurur.

    Görevliler hemen gidip çiftçiyi bulup getirirler.

    Kral sorar,"Ne yaptın da doğan uçmaya başladı?"

    Çiftçi boynunu büker ve şöyle cevap verir:

    "Çok basit yüce kralım. Sadece kuşun tünediği dalı kestim."


    Hepimiz uçmak için, bir insan olarak içimizdeki olağanüstü potansiyelin farkına varmak için yaratıldık.

    Fakat bunun yerine, dallarımıza tüneyip, bize tanıdık gelen şeylere tutunmayı tercih ediyoruz.

    Sınırsız olasılıklar mevcut ama birçoğumuz onların neler olduklarını keşfedemiyoruz bile.

    Tanıdık şeylerin, bize konforlu gelen alanın ve dünyevi meselelerin dışına çıkmadan yaşıyoruz.

    Bu nedenle çoğu zaman hayatlarımız heyecandan, tatminden yoksun bir hal alıyor.

    Öyleyse, var mısınız tutunduğumuz korku dallarını kırıp kendimizi uçmanın mutluluğuna ve özgürlüğüne bırakalım?


    Isha Judd'un "Why Walk When You Can Fly" kitabından alıntıdır.


    Ve Sevgili Ebru....

    Yazdıklarının hepsi doğru; bir sürü kalıpla, formatla, beklentiyle büyüdüğümüz, büyütüldüğümüz doğru...

    Tam bu nokta da... ben de tam tersi bir kalıp hatırlatmak isterim; AŞKla evlenenin EŞŞEKlikle ömrü geçer....

    Bunların hepsi kalıp... ama kime, neye hizmet ediyor ortada... bu kadar çok çift boşanıyor ve/veya boşanmaktan bahsediyor ise ortada başka bir sorun var gibi...

    Seda Diker güzel demiş; "Güçlü erkeğe, dişi kadına gidin" derken...

    Daha önce de birkaç kez dile getirdiğim gibi kadınlar erkek, erkekler çocuk oldu... AMA tercih ettik AMA biçilmiş donu giydik. Sonuç fark etmiyor....

    Eeeeh yeter noktasında film kopuyor malesef...

    Şu anda, kendilerine ait olmayan uzuvlarını sahiplerine takdim etmek isteyen ÇOOOK kadın vardır....

    AMA iş işten geçti...

    Umudu yitirmeyelim, aynı hataları yinelemeden, ders alarak devam edelim Hayatımıza, Aşklarımıza, Eşlerimize....

    Sevgiler,


    Tahammül edememe, hoşgörü gösterememe, değişime karşı durma, değiştirmeye inatla çabalama hastalığı diyorum ben....

  • Ebru Pek

    Ebru Pek

    Yorum Linki Cuma, 21 Eylül 2012 08:02

    Mehmet Sungu'un aşk'la ilgili tanımlarına katılmamak mümkün mü? Ya da Umut'un söylediklerine...
    Hepimiz görüyoruz, yaşıyoruz bir avuç mutsuzlukla, hayalkırıklıklarıyla dolu evlilikleri, ilişkileri. Pansuman niyetine ardı ardına doğurulan çocukları ve onlarda çare olmayınca farklı bedenlerde aranılan tesellilileri. Evlilikler artık sonu belli olan bir oyun haline dönüşmeye başlıyor ne yazık ki..
    İzninizle bu konuda bende çok beğendiğim bir yazıdan paylaşım yaparak devam etmek istiyorum.
    Seda Diker bir yazısında;

    "Kalpten sevmek, başka değerler gerektiriyor. Gözlerine bakıp, içindeki pozitifleri görmek; kusurları için öfke, nefret ya da vicdan azabı gibi duygular üretmemek. Hayranlık duymak ama zengin ya da güzel diye değil, ... "
    demiş. Ne kadar doğru demiş:)

    Galiba aşkın trans halini sürdürebilmeye bağlı aslında birazda mutlu evliliklerin sürekliliği. Ama bunu yapmak çok zor. Çünkü doğru nedenlerle seçemiyoruz galiba eşlerimizi .
    Çünkü evlenmek doğduğumuz andan itibaren bizim için sürdürülen bir beklenti,ya da edilen hayır bir duası oluyor. Önce ebeveynlerin ettiği ve sonra bizim onların kaldığı yerden alıp devam ettirdiğimiz bir dua..
    Hatırlayın ergenliğe erişir erişmez her bir başarımızdan sonra gelen tebriklerin sonu hayırlı bir evlilik temennisiyle bitmez miydi?
    Kaçımız bundan kaçabilerek kalbimizi gerçekten duyarak, anlayarak, korkularımızdan ve başarılı olma kaygısından uzak seçimler yapabildik??? Evliliği sosyal statü gibi algılamadan gerçekten kalpten bağlanabildik.
    Kariyer sahibi kadınlar olarak bile; "aman herkes evlendi ben napacam , zamanda geçmeden bir çocuk gerek ya da bu hayat boyle geçmez kaygılarıyla önümüze çıkan ilk uygun kişiye aşık olmaya çalışmadık?
    Bu korku ve kaygılarla kurulan evliliklerde ancak başka korku ve kaygılar nedeniyle ite kaka devam ediyor
    Tabi ona devam etmek denirse.

    Ama sakın bu konuda umutsuz olduğum sanılmasın, ben hala mutlu ve uyumlu evliliklere inanıyorum. Hatta varlığına şahit olduğum böyle evliliklerde yok değil. Ama bunun için galiba başında seçimlerimizi doğru sebeplerle yapmak çok önemli. Bu konuda son sözü Seda Diker'e bırakayım izninizle

    "Bir baston değil, gerçekten sevip sevmediğimizi anlayarak, aşkla eş seçelim. Kalpten sevgi, her geçen gün form değiştiriyor. Artıyor. Hatalar, karşılıklı sevgi ile affedilebiliyor. Ve bu hayranlık duygusunu azaltmıyor, artırıyor.
    Güçlü erkeğe, dişi kadına gidin. Güçlü erkek, kadınına el kaldıran, kısıtlayan değil, onu koruyup kollayandır. Şefkatle tutabilendir. Geri kalanları yargılamadan, değiştirmeye çalışmadan yaşayın. Onun gözlerine bakarak. Duygusal olarak derinleşerek. Kalpten sevmeyi öğreneceksiniz. İşte o zaman kaşlar gözler oynamayacak."

    Sevgiler

  • Yigit Acikbas

    Yigit Acikbas

    Yorum Linki Salı, 18 Eylül 2012 13:27

    Dr Sungur Yazdıklarınıza % 100 katılıyorum. Cem'e teşekkürler bu arada.. " Ask " hastalık'sa eger ; - Faturasını ödemeye hazırım , hasta olmak hatta bu hastalıktan ölmek istiyorum... Diyen , diyebilen kaç kisi var aranızda ...! Lafa gelince herkes yazıyor , hatta atıyor ama yasamaya gelince ; - Önce sen asik ol sonra , belki ben de olurum.... Fucktirin gidin : )))))))) Bu is Dr. Sungur'un ısı degil , içten , taaaaaa içten gelen bir sey... Ask , asık olduğunu görünce Dr. Sungur'a gitmemeli ... Ben manyak miyim diye ... Ben de bunu , faturasını ödeyerek öğrendim... Biraz ağır oldu ama olsun... Öğrenmesek ayıp : )

  • Cem

    Cem

    Yorum Linki Salı, 18 Eylül 2012 11:05

    ben de bu sabah aldığım bir yazıyı paylaşmak istedim Umut'çum... Pekçok kişi “evlilik aşkı öldürüyor” der. Psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Mehmet Sungur’un ise bakışı daha farklı, bir hastalık olan aşkın evlilik ile tedavi olduğunu savunuyor. Sungur aşkı “görme kusuru”na, evliliği ise “gerçekleri görebilme yetisi”ni tekrar kazandırdığı için tedaviye benzetiyor. Aşık olma sürecinde ilişki farklıdır. Hayatın tek odağı vardır o da aşık olunan kadın veya erkek. Sorunlar görmezden gelinir hatta görülmez. Hep olumlu, hoşa giden özellikler farkedilir. Sevilen kişinin algılanması değişir. Çok kere olduğu gibi değil, olunmasını istendiği gibi görülür. Ve belki de en büyük yanılgı, bunun hep böyle süreceği zannedilir. Halbuki sevgiyle yaratılan illüzyon dünyasından, gerçeğe dönülünce görüş yeniden kazanılır. Prof. Dr. Sungur, şunları söylüyor: “Aşık olma sürecindeki ilişkinin daha çok olumlulara açık olması, partnerlerde çesitli sorunlardan arınmış bu yaşam biçiminin evlilikte de devam edeceği düşüncesini oluşturur. Partnerler, evlilik sürecinde de evlilik öncesinde olduğu gibi birbirlerine odaklı yaşayacakları, birbirlerinden sürekli ödül alacakları ve ağırlıklı olarak zevk ve doyum üzerine kurulu bir birliktelikleri olacağını varsayarlar. Basit bir biçimde söylenecek olursa ödüllerle bedeller arasındaki denge, aşık olma döneminde ödüller lehine (aşk sözcükleri, birlikte geçirilen zaman, duygusallık ve cinsellik gibi) fazlalık gösteriyor. Evlilik sürecinde ise bedeller (ev işleri, ikili yaşamın getirdiği güçlükler, ekonomik koşullar, çocuk bakımı, dış dünyadaki sorunların eve gelmesi gibi) artmaya, ödüllerse azalmaya başlar. Çünkü artık yalnızca ödüller değil gerçek birlikteliğin sorumlulukları da devreye girer” diyor. AŞK HAYAL EDİLENLE, GERÇEK ARASINDAKİ FARK ANLAŞILINCAYA KADAR GEÇEN ZAMAN Aslında sonrasını tahmin etmek zor değil. Genellikle her iki partner ödüllerin azalmasından birbirlerini sorumlu tutar. Bedel-ödül dengesi bedeller lehine arttığında, romantik rüyanın oluşturduğu doyum ve zevk üzerine kurulu beklentilerin gerçekçi olmadığı anlaşılır. Prof. Dr. Sungur, “Evlendiğinizde hayal ettiklerinizi ya da görmek istediklerinizi değil, olanı yani gerçeği görürsünüz. Dolayısıyla görme kusuru düzelmiş ve gerçek tüm çıplaklığıyla ortadır. Evlilikte hayal edilenle değil, gerçekle yaşamak gerektiği anlaşılır. İşte bu yüzden aşk bir görme kusuru, evlilik ise bu görme kusurunun tedavisidir. Başka bir deyişle, aşk, hayal edilenle gerçek arasındaki fark fark edilinceye kadar geçen zaman dilimidir” diyor. EVLİLİK ROMANTİK BİR RÜYANIN DEVAMI DEĞİL Peki görme kusuru düzelse de mutlu evlilik olmaz mı? Prof. Dr. Sungur, şöyle diyor: “Evliliğin sağlıklı bir biçimde devam edebilmesi, öncelikle partnerlerin evliliği yalnızca romantik bir rüyanın devamı olarak algılamalarını değiştirmeleriyle (tamamen ortadan kaldırmaları değil) mümkün. Evlilik, birbirlerinden farklı geçmişleri, beklentileri, ihtiyaçları, tepkileri ve duyarlılıkları olan iki ayrı bireyin, rutin seyreden bir ilişki içinde uyumla yaşayabilmeleri sanatıdır.” HERKES AŞKIN ÖMRÜNÜ BİÇME PEŞİNDE Bilim adamları da... Aşık olan beyinde neler olup bittiğini araştıran ve beyin görüntüleme yöntemleriyle yapılan çalışmalar yoğun bir duygu şeklinde yaşanan aşkın ömrünün ortalama olarak 17 ay olduğunu gösteriyor. Zaten aşk hastalıksa neden ömür boyu sürsün ki? Bir ömür boyu illüzyon içinde yaşanabilir mi? Aşkın yerine insanları birarada tutabilecek ve mutlu edecek başka duygular da var. Prof. Dr. Sungur, “İnsanlar aşk yok olduğunda onun yerine gelebilecek duygunun en az aşk kadar doyurucu olabileceğine inansa, aşk ne zaman biter sorusu eminim bu kadar önemli olmazdı. Gelişimsel olarak şehvetin yerini aşka, aşkın da yerini sevgiye bırakabileceği düşünülmüyor genellikle. Ancak her şehvet aşka, her aşk da sevgiye dönüşmüyor elbette. Bu noktada önemli olan, aşkın sevgiye dönüşüp, dönüşmemesi. Başka bir deyişle evliliği götüren aşk değil “sevgi ve ilişkinin devamı için verilen emek” diyor. AŞKIN HALLERİ Prof. Dr. Sungur “aşkın halleri”ni şöyle anlatıyor: * Aşk, normal insanlardaki anormal ilgi daralmasıdır: Birine aşık olduğunda tüm ilgi ve dikkat aşık olunan kişiye odaklanır. Başka bir deyişle aşk, normal insanlardaki anormal ilgi daralmasıdır. Söylenen bütün aşk şarkıları, yazılmış tüm aşk şiirleri, seyredilen tüm aşk filmleri, okunan tüm aşk romanları aslında kişiye kendi aşkını anlatır. On beş dakika evvel arkadaşlarının anlattıklarının neredeyse hiçbirini hatırlamayan sen, sevgilinin söylediği ve yaptığı her şeyi ayrıntılarıyla hatırlarsın. * Aşk, seçici bir odaklanma halidir: Birine âsik olduğunda onun olumlu yönlerini abartırken, olumsuz yönlerini küçültür, görmezden gelir ya da görsen de aldırmazsın. Çünkü nasıl olsa aşk her şeyin üstesinden gelecektir. Eğer aşk bir görme kusuruysa kim böyle bir görme kusurunun düzelmesini ister ki? En gerçekçi insanlar bile aşkın hayali özelliklerinden şikayet etmez. * Aşk, takıntılı bir düşünce biçimine sahip olmaktır: Birine aşık olduğunda aklından çıkaramadığın tek şey aşık olduğun kişidir. Her yerde ve her koşulda aşık olduğun kişiyi düşünürsün. Tekrarlayıcı bir biçimde yineleyen bu düşünceler takıntılı bir hal alır. Yaptığın her iş, aşık olduğun kişiyi düşünerek sonlanır. Uyanır uyanmaz ilk aklına gelen yine aşkındır. Aşkı takıntıdan (obsesyon) ayıran tek fark, takıntıda kişinin istemediği bir şeyi düşünüyor olması. Aşık olan kişiyse aşkını düşünmekten kaçınmaz, aksine bu düşünceler ona inanılmaz bir keyif verir. * Aşk, coşkulu bir yükselme (mani) halidir: Birine aşık olduğunda enerjinde belirgin bir artış olur. Enerji artışıyla birlikte uyku ihtiyacın ve iştahın da azalabilir. Uykusuz gecelere rağmen ayaktasındır. Kendine güveninin arttığını, daha cömertleştiğini, daha konuşkan olduğunu fark edersin. Bu haliyle aşk, psikiyatrların “manik” olarak tanımladıkları bir duygu durumuna doğru ilerleyen coşkulu bir yükselme halidir. * Aşk, duygusal bir dalgalanma halidir: Aşık olmak, duygusal dalgalanmalar yaşamak anlamına gelir. Sevgilin ilgiliyse coşar, mutlu olursun. Sevgilin kayıtsız kalır, seni aramaz ya da ihmal ederse çöküntü yaşarsın. Yani ruhsal durumun sevgi nesnesinin davranışlarına bağlı olarak belirgin iniş ve çıkışlar gösterir. * Aşk, yaşamın sıradanlığına başkaldırıdır: Aşık olduğunda, yaşamındaki öncelikler ve tercihler değişikliğe uğrar. İşin, arkadaşların, hobilerin artık eskisi kadar önemli değildir ya da sevgilin gündeme geldiğinde her şey ikinci plana düşer. Sevgiliyi memnun/mutlu edebilmek pahasına alışkanlıklarından, hobilerinden özveride bulunur hatta yaşam biçimini bütünüyle değiştirilebilirsin. Sevgilinin hoşlandığı şeyler senin hoşlandıklarından daha da önemli bir hale gelebilir. Bu haliyle aşk, günlük yaşamın rutinlerinden vazgeçmek ve sıradan bir yaşama tepki vermeyi simgeliyor olabilir. * Aşk empati ve sempatiden öteye bir kaynaşma halidir: Onun mutluluğundan mutlu, mutsuzluğundan mutsuz olursun.

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Salı, 18 Eylül 2012 10:59

    Gelen maillere cevabimdir ;


    En kisa hali ile !
    Boşanmalar tek sebepten oluyor....

    - Sevisememekten !

    Hayvansal içgüdüler , entellektüel birikimle şekil değiştiriyor.
    Siz de o kadar bahane buluyorsunuz ki ...
    Psikiyatrist 'ler sayenizde rant yapıyor : )

    Erkekler 4 dakika sevisebiliyor.( Resmi istatistik ) ( TR )
    Kadınlar hep servis bekliyor.
    Erkeklerin çüku kalkmıyor.
    Kadınlar kırmızı çizgi meraklısı ! Cok asiller ya : ) ..... !
    Erkekler oral seks yapmıyor, ama yaptırıyor.
    Kadınlar seksi silah olarak kullanıyor.
    Erkekler aldattigi zaman isin bokunu çıkartıyor.
    Kadın aldattiginda kendi bile bilmiyor...ne zeka !
    Erkek " Vİagra'ya " güveniyor, salakca....
    Kadın hisleri ile herseyi anlıyor.

    Daha liste uzun...

    Bunlar konuşulmadagi icin , şiddetli geçimsizlik adı altında güya özgür olma adına Aile Mahkemesine koşuluyor.

    Yatağa koşsanız , her sey bir anda çözülecek.
    Kosamiyorsunuz "mucbir" sebeplerden , o zaman zaten bitmiştir.

    Parasal menfaatiniz yoksa gercekten ; Boşanın...!

    Varsa parasal menfaatiniz eger , orospulara laf atmayın , ayıp olur ...( kadınlara )
    Varsa parasal menfaatiniz , Jigalolara laf etmeyin , ayıp olur ...( erkeklere )

    Bu kadar basit !

    Sonrası geyik muhabbeti ...
    Deneyin , görün , inanmıyorsanız. : )




    Sapkınlık ve garip fanteziler !!!!!!!! , grup seks gibi aşırılıklar tamamen konu dişidir , yapan ve yaptiran kim varsa zaten bitmiş demektir.
    Acımayın , boşanın...
    Sonra size acırlar !

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Pazartesi, 17 Eylül 2012 10:00

    Cümle -i Alem'e ;


    Egolarınızı kontrol altına alırsanız
    "Kibir"in ne anlama geldigini Google'dan bakarsanız
    Tensel uyuma inanırsanız ( ki gercek tenden bahsediyorum )
    Ara sıra kavga edip ara sıra eğlenirseniz
    Zor günlerde yanında oldugunuzu hissettirirseniz
    Tatillerde keyfini çıkartırsanız
    Cocuklarınızı sizden daha cok sevdiğine inanırsanız


    Bosanmazsiniz....


    Varsa bunlarin bir kismi var ve bosandiysanizda , gercekten ; Salaksiniz...
    Yoksa bunlar , tabiki uzayın , gidin , boşanın............
    Ama hiç mı görmediniz basında !
    - Kör'musunuz....
    - ilkokul mezunumusunz
    - Görücüye mı çıkmıştınız.

    Boşanmak size güven kazandırmasın !
    Unvan verir ( özellikle kadına ) , ama kimse onu duymak istemez...

    Biz erkeklerin "dul kadın" fantezisine yem olursunuz : )
    Fahrine abla sendromu da diyebiliriz....

  • Ayça Kabaş

    Ayça Kabaş

    Yorum Linki Pazartesi, 17 Eylül 2012 08:13

    FEDAKARLIK

    Bu arada lütfen kimse bana evlilik ve ilişkiler FEDAKARlık ister demesin...

    Kelimenin ironisi içinde gizli;

    Bakmışsın bir taraf sürekli FEDA ederken bir taraf sürekli KAR etmeye başlamış...
    Buna TİCARET denir...

    AŞK, ilişki, sevgi değil...

  • Ayça Kabaş

    Ayça Kabaş

    Yorum Linki Pazartesi, 17 Eylül 2012 08:08

    Sevgili Umut,

    Harika bir yazı, harika yorumlar.....
    bir iki sorum var ama benim....

    Öncelikle... yalnızlık kadına mahsus bir durum mu ki; makalenin resminde yatağında oturan, kanatları çıkmış bir kadın var?

    Boşanmış yalnız melek.... ilginç bir yorum...

    Ebeveynlerimize ve evliliklerine bakıp eş seçildiğini söylemişsin....
    Doğruluk payı olabilir.... anne ya da babalarımız söz konusu olduğunda ya çoook benzemeye çalışıyoruz ya da HAYIR!!!! ben onun gibi olmayacağım telaşında koşuyoruz.

    Sonuç ne..... neyden kaçıyorsak "O"yuz aslında...
    Neye benzemeye çalışıyorsak, çoook uzağındayız aslında....
    İRONİ...

    Aldatan bir babanın oğlu veya kızı... aldatan bir kadına ya da adama mı dönüşüyor acaba?

    Şiddetle büyümüş bir erkek çocuk............ çoook pasif bir adama mı dönüşüyor, yoksa eşinin çocuklarının ağzını burnunu mu kırıyor?

    Yok bunun bir standartı...
    yok o buna dönüşür, yok bu şuna dönüşür.... bunlar boş laflar.... herkes kendi yolunu yaşar bence...

    İki türlü evlilik var;

    AŞK la evlendin....herşey güzel... hayat şahane... çocuk / çocuklar neşe kaynağı...
    DÜZEN şahane....aylar yıllar geçer
    Anaaa o da ne DÜZEN devam ediyor... ve evde iki yabancı yaşamaya başlamış... hani ev arkadaşı desem o bile değil...
    YALNIZLIK bu işte...yalnızlığın tanımına dikkat etmek lazım.
    DÜZEN devam ediyor...herkes rollerini oynuyor, herkes mutsuz, herkes biçilmiş donu giymiş yaşıyor...
    DÜZEN devam ediyor... Düzülenler MUTSUZ...

    Ya bu deve.... Ya bu deve....Ya bu diyar...

    YERSEN yani....

    AŞKSIZ evlendin, hani mantık dedikleri zırva...
    ev, araba, statü, çevre... herşey tamam..
    Gerisinde hikaye aynı...
    BKNZ aşklı evlilikler

    Ya bu deve.... Ya bu deve....Ya bu diyar

    YERSEN yani....

    Kurban / kurtarıcı figürlerini ne çok oynuyoruz hayatımızda...

    Yiyorsa değişir, karşındakini elinden tutup, çekip yol arkadaşı olmaya devam edersin...

    Olmuyorsa da ve halaaaa yiyorsa.... herkes kendi hayat yoluna...

    Her iki yol için de ilk adımdan sonrası inan tahmin edilenden daha kolay :)))

    Soru basit;

    Evli ve yalnız olmak mı?
    Yalnız, kendinle olmak mı?

    Ya daaaa KENDİN olmak mı?

    Hayat çok güzel, bizler çok güçlüyüz...
    Bırakalım akışa, o bizi götüreceği yeri bilir...


    "Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir." Şems

    Sevgiler,

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Pazar, 16 Eylül 2012 19:55

    Dakika 1 ; 239 kisi izlemiş ..
    Kadın -Erkek iliskileri her zaman rayting yapar diyorum Umut..inanmıyorsun : )


    Hadi bende eksik kalmayayım ...
    Topu alıyorum.
    Daha da açıkcası : Yazını cok sevdim, ilk defa !
    Mesajlar ortada uçuşmuş.
    Alan essek değildir , alır.
    Nasılsa herkes " Zeki" konumunda.......: )

    Yalnızlk korkusu !
    "12"
    Tam nokta atışı...

    En azından benim icin bile olabilir.

    Bugün Hürriyet'te Şükrü Kizilot yazmış ;
    - En feci olay Yalnızlık...diye !
    - En acı olay Ölüm...
    -En üzüntülu olay Unutulmak ..
    -En soğuk cevap Hayir !

    4 satırı sen makale yapmışsın...

    Hatta bu yazılarda Reha Muhtar son aylarda sendende uzun yazıyor.
    Reha yalnızlık korkusunu , ıslık çalarak geçiştiriyor yani..
    Kafayı yedi derler , halk arasında ...
    Aldatıldı ya , kuyruk acısını Kuantum 'la atlatmaya çalışıyor.
    Üstüne kiloda verdi, klasik olarak : )))))
    Konu derin ya , abimizi bir halt zannetmeye başladılar ablalar , teyzeler..
    Duygusal yüklü cocuk muhabbetleride yapıyor.
    Ne oldu Reha'ya !
    Lucca'dan çıkmayan adamı, Konya'da okuyan adam zannederki , erdi , derviş oldu...
    Sembol olarak yazdim , Reha'yi...
    Yazinizdaki formatlara uyuyor diye...

    Bir ornek'te ben vereyim ;
    İsim vermem , en azından su an !

    Tanınmış biri degil Reha gibi , ama tanıtayım .!
    Buda yazınıza uyar , konuya girer.
    Uymasada olur ya : )
    Seninde istediğin bu zaten Umut...
    Topu aldım , hakem görmeyebilir : )

    Kadın ;
    Babası erken yasta vefat etmiş.
    Baba kucağı eksik, liman yani...
    Okul hayatında kıstaslar önüne gelmiş.
    Sosyal hayat, ekonomik sınıf mücadelesi hedef haline gelmiş.
    Kul kurmuş, Tanrı gülmüş.
    Kal Türkiye'de demiş.
    O zaman hedef ; İyi maaş, iyi koca, cocuk...
    Yürü be ya kul, hedef belli !
    Önüne çıkan bir kisi olmuş.
    Ekonomik liman ok...
    Ama ha deyince olmaz ki !
    Olmamış cok istemesine rağmen..
    Olmadıgını anlayınca , kurban gerekir bilirsiniz...
    Bak Allahin işine , birden karşısında biri ağlamasına dayanamamış , evlenelim demiş...

    Ask yok , olsun , amac .....intikam !

    Keyfini çıkartsın ...
    2 cocuk bu arada intikam melekleri seklinde ...
    Olsun , amaca giden her yol "mubahtir".
    Seninde söylediğin gibi ekonomik üstünlükte bir sekilde kadının eline gecmis mı !
    Kader iste ...
    Sıra nerede ?
    Herkes ne diyor ablaya ;

    - Bosan be , kız...

    Tahsilin var , isin var , cocukta tamam...gencsin , güzelsin daha yasında erken , sonra bulamazsın...apoletlerde tamam , kendine yol ciz .....derken !!!!!!

    Yeni " kurban" da yoluna çıkmış mı !
    Vahiy gelir ;

    - Bosan ey kul , diye...

    "Kurban , kurbanla temizlenir."
    Ona kim söyledi ise bunu , yatacak yeri yok !

    Yeni kurban , kurban olduğunun farkında ...
    Ne yapar !
    - Aldatır ...
    O zaman ablamız ne yapar ?
    - Aldatır ...

    Aldatttigi kisi , yani yeni kurban da kurban olduğunun farkındadir.
    Hedef ne idi ?

    - iyi es , iyi cocuk , iyi hayat...

    Aslında seninde yazdığın gibi hepsi yalnızlık korkusuna kadar gitti ya , neyse !

    Cocuklar tamam ...
    İyi es lazım , oda iyi hayat demektir , bir tasla kuşlar uçuyor..

    Tam burada Umut , ters bir sey olur...
    Kurban kadına asık olur !!!!!
    Katiline asık olmak gibi bir sey , yani : )

    Sonrasını isteyene yazarım...
    Kurban bayramında : )))))

    Yazıyı toparlamam lazım ....
    Hemde cok kisa ;

    Ask olmadan yapılan her evlilik bir gün mutlaka sudan sebeplerle biter...

    Gerisi bla , bla , bla, bla.....

    Nikah memuru bile ilk gün Gerdek gecesine girmeden diyor ki ;

    - İyi günde , kotu günde , hastalıkta , saglıkta birbirinize sarilacaginiza soz veriyormusunuz...

    Budur ...

    Yazdığınız her sebep , aslında hikaye ....
    Hatta " Yalan " ...
    Bundan önceki kuşaklarımıza bakarsanız , hikayelerinizin güncel yalanlar olduğunu göreceksiniz..

    Ne yalnizlik korkusu ne ekonomik sebepler , ne evrene ses verip istemeler, ne astroloji haritaları , Kuantum salakligi falan...
    Geçin bunları Allah askına !

    Şeytan ; En iyi müşterilerim " Kibir"lilerdir.....demiş !!!!!!!

    Daha ne desin Şeytan , sevgili Umut ...

    Yazsana , söylesene " Kibir"in ne halt olduğunu , nelere Kadir olduğunu ...Umut !


    Kaos felsefesi evlilikte olmuyor iste , üzme kimseyi...
    ; )))))







    Dip not ; Gerdek gecesi kalmadı artık son 25 yıldır, latife idi...

  • Zeynep

    Zeynep

    Yorum Linki Pazar, 16 Eylül 2012 13:51

    Merhaba,

    Yazınızı okudum, oldukça anlaşılır ve gerçek. Bende şu an boşanmanın eşiğindeyim ama istediğime koşanlardanım :) Eşime kırgın kızgın değilim, olması gerekenin bu olduğuna karar verip cesaretle bu isteğimi söyledim, 3 aydır ayrıyız ve ben evlenmeden önceki halimden bile daha iyiyim. İnanıyorum ki O da iyi. Kendime yeni bir yol bile çizdim, çizmekle kalmayıp o yolun sonunda istediğim şeyi şu an olmuşum, sahiplenmişim gibi hareket etmekteyim. Kendi içimden gelen gücün artık farkındayım ve ona haykırması için izin veriyorum :)

    Yalnızlık diye birşey yok, kendi kendimize yaptığımız zulümce düşünceler bunlar, bırakmalı düşünceleri oluruna, onlar yolunu bulur...

    Tekrar tekrar çıkıralacak özet şudur bence: dediğiniz gibi ne istediğimiz ve bir an önce bunu gerçekleştirmeye başlamamız, gerisi kendiliğinden geliyor.. Kaybedecek bişiy yok ama kazanacak çok şey var..

    Yazılarınız ve paylaşımlarınız için teşekkürler Umut Kısa. Takipçinizim ;)

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık