Menu

Boşanmak için önce evlenmek gerekir mi?

Son yıllarda boşanma oranlarında TÜİK verilerine göre artış var. En fazla boşanan ilimiz ise 2012 yılında yine İzmir oldu. Demografik anlamları bir kenara bırakıp, kalıtsal olan ve ebeveynlerimizle de şekillenen bazı dinamikler üzerine biraz yorum yapalım. Yazacaklarım sadece teorilerden ibarettir. İspatlanması mümkün değildir. Kökeni daha çok Virgina Satir, Bert Hellinger ve Svagito Liebermaster gibi terapist ve yazarlara dayanıyor.

Başlığı yukarıdaki gibi belirlememin en temel nedeni, boşanmaların gerçekte zaten var olmamış ya da sadece yasal zeminde gerçekleşmiş evliliklerin sonucu olduğunu düşünmemden kaynaklanıyor. İlişkilerin bir kısmına baktığımızda iki eşten çok, anne-çocuk ya da baba-çocuk eş modellerine rastlıyoruz. Yani örneğin evli kadın kocasının annesi haline gelerek onu ya aşırı kollayıp koruyor ya da aşırı eleştirip, bir türlü beğenemiyor. Özellikle ikinci durumda kadın tüm evliliği boyunca kendisinin aşırı verici olduğunu, vermekten yorulduğunu ve kocasından çok daha iyilerine layık olduğu hissine kapılabiliyor. (Burada ilginç olan kimsenin onu zorla verici bir insan yapmamış olması)

Tam tersi durumda erkeğin ebeveyn yani baba rolünü üstlendiği modellerde de aynı gerçeklik sadece cinsiyetler değişerek devam ediyor.

Yukarıda gerçekleşen durumlar çeşitli sebeplerle oluşabilir ancak en temel nedenlerden birisi kendi ailelerimiz yani anne ve babalarımızda gördüğümüz dinamiklerdir. Ebeveynlerimizden birisinin aşırı yargılayıcı olmuş olması bizim de eşimize karşı yargılayıcı tutum takınmamızı sağlayabiliyor. Böyle durumlarda eş ararken kolay eleştirebileceğimiz birini seçip onun ebeveyni olmak için elimizden geleni yapıyoruz.

Diğer önemli dinamiklerden bir tanesi de affetmekle ilgilidir. Eşlerden birisi devamlı hata yapıp diğerinden özür diliyor ve davranış devamlı olarak affediliyorsa ya da aldatma, aşırı harcama alışkanlığı gibi önemli bir hata yapıldığında diğer taraf bir kere dahi affediyor olsa da, affeden taraf ilişki içerisinde daha ayrıcalıklı bir yer kazanıyor. Diğer bir kelimeyle tarif edersek ilişki içerisinde üstün konumuna geçiyor ve yargılama hakkını ekde ediyor. Denge dinamiğinin bozulduğu önemli anlardan birisi de budur.

Bir başka dinamik ise eşlerden birinin ilişki için diğerinden çok daha fazla vermesi ya da verdiğini düşünmesi durumudur. Taraflardan birisi bu derece verici iken denge kendi lehine bozuluyor ve ilişkide üstün duruma geçiyor. Yine denge önemli derecede bozularak ilişki içerisinde yeni bir ebeveyn-çocuk durumunu ortaya çıkarabiliyor.

Yukarıda belirttiğim durumlar dışında ilişki dengesini önemli derecede bozan bir dinamik daha var. Kaçıncı çocuk olursa olsun, çocuk aldırmak da ilişkinin derecesini neredeyse tamir edilmesi imkansız derecede bozuyor. İnsanoğlu ve çocukları arasında bilinçsiz sadakat bağı vardır. Çocuk aldırmak bu bağı bozan bir durumdur. Bu durumda çocuğu aldıran kadının içinde bir parça da aldırılan çocukla birlikte ölüyor. Çocuğun aldırılmasını her iki tarafta bilinçli kararları ile isteseler dahi maalesef bilinçaltı düzeyde ciddi bir suçluluk ve suçlama duygusu barındırıyorlar. Bu ilişkinin yasal zemin dışında devam etme olasılığı oldukça düşük bir hale geliyor.

Yukarıda tanımlanan tüm durumlar ilişki mekaniğini bozan unsurlardır. Hiç birisi değişemez değildir. Ancak değişimleri destek almadan çok mümkün değildir. Makalenin adına gelince, yukarıdaki tanımlamaların olması durumunda eşleri evli kabul etmenin oldukça zor olacağıyla ilgilidir. Bahsettiğim tüm durumlarda boşanma da pek çare olamayacaktır; tamamında zaten sadece kağıt üzerinde evli bir hale geliriz. Genelde tarafların birinin aklından boşanma sık sık geçmeye başlar. Ancak yeni ilişkilerde de benzeri dinamikleri arıyor olacağından sorunlar sadece bir sonraki ilişkiye geçeceklerdir.

Gerçekten boşanmak istiyorsanız benim tavsiyem önce evlenin (yani önce dengeyi bulun) sonra boşanın. Örneğin çok yargılayıcı bir kadın ya da erkekseniz önce eşinize kendi onurlu erkek pozisyonunu ya da onurlu bir eş ve anne olma hakkını tanıyın. Ancak lütfen yanılgıya kapılmayın, bu hakkı siz tanıdığınız sürece kontrol ve güç sizde olacaktır. Başlangıçta sadece eşinizin dengeyi sağlamasına izin verin. Ya da verdiklerinizi azaltarak siz dengeyi bulun.

Bakın bakalım neler oluyor?

Boşanmayın ya da boşanın demiyorum, tek söylediğim boşanmadan önce gerçekten evli olduğunuzdan emin olun. Ancak kimle evlenmiş olursanız olun, inanın bana ilişkiye kendi getirdiklerinizle (geçmişiniz ve karakteriniz) başka bir karakterde insanla zaten evlenemezdiniz.

Bu arada çocukların da her durumda boşanmalardan güçlü bir şekilde etkilendiklerini göz ardı etmemek gerekiyor. Özellikle karşılıklı öfke dolu ayrılıklar genellikle çok daha fazla zarar veriyor.

Yıllar önce; Minnesota Hakimi Michael Haas mahkemede boşanan çiftlere aşağıdaki öğüdü vermiştir; “Çocuklarınız dünyaya her ikiniz sayesinde gelmiştir. Büyük olasılıkla birbirinize eş olmakla yanlış ve sağlıksız bir karar verdiniz. Eğer öyleyse bu sizin probleminiz ve sizin hatanızdır. Siz boşandığınız eşiniz hakkında ne düşünürseniz düşünün, - ya da sizin aileniz diğer taraf hakkında ne düşünürse düşünsün- bu çocukların yarısı sizden yarısı da eşinizdendir. Bunu asla unutmayın – Çünkü çocuklarınıza babalarının “Ne kadar gerizekalı” olduğunu söylediğinizde ya da “Ne kadar aptal” bir annesi olduğunu söylediğinizde ya da eşinizin görevlerini yapmadığını söylediğinizde ya da eşinizin ne kadar kötü şeyler yaptığını çocuklarına anlattığınızda çocuğunuzun yarısının ne kadar kötü olduğunu anlatıyorsunuz. Bu bir çocuğa yapılabilecek en büyük zalimliktir. Bu sevgi değildir, bu sahip olmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.  Fiziksel olarak bir çocuğu ikiye böldüğünüzde yaşayamayacağı açıktır. Ancak bu şekilde ruhsal olarak ikiye böldüğünüzde de yaşayamazlar. 

 

Umut Kisa

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun olmuş ve yüksek lisansını “Yönetim ve Organizasyon” alanında tamamlamıştır. Bugün itibariyle Bilgi Üniversitesi’nde iletişim alanında doktorasını sürdürmekte ve Paul Ekman Group’ta “İletişim ve Davranış Analizi” alanında Post Graduate çalışmalarına devam etmektedir. Çalışma hayatını Koç Finansal Hizmetler, Deloitte ve Alstom gibi şirketlerde sürdürmüş olan Umut Kısa, bir Sabancı Şirketi’nde icra kurulu üyesi olarak görev yapmıştır. 2012 yılında Para dergisi tarafından Türkiye’nin en etkili koçlarından biri olarak gösterilmiştir. Pennsylvania ve North California Hellinger Institute’den -Kalıtsal Aile Travmaları- eğitimi almıştır. Dünyaca ünlü profesör Paul Ekman tarafından geliştirilen Duygusal Beceriler ve Yetkinlikler (Emotional Skills and Competencies - ESaC) ve Doğruluğu ve Güvenilirliği Değerlendirmek (Evaluating Truthfulness and Credibility - ETaC), Yüz Tanımlama Sistemi (Facial Action Coding System – FACS) eğitimlerini tamamlayarak Paul Ekman tarafından “Uluslararası Eğitmen” statüsünde onaylanmıştır. Koçluk alanında ICF tarafından verilen MCC ünvanına sahip dünyadaki 400 kişiden, Türkiye’de ise 5 kişiden biridir. "AHUNA" ve "US'TA YOL" ve "KENDİNİ İŞTEN FETHET" adlı kitapları bulunmaktadır.

Takip etmek isterseniz aşağıda yazarın sosyal medya hesaplarını bulabilirsiniz.   

Facebook ,  Twitter , Instagram , Medium , Linkedin

8 yorum

  • eda

    eda

    Yorum Linki Salı, 16 Temmuz 2013 13:29

    Boşanmak için önce evli olmak. Başlık ve kapanış . Çok çarpıcı geldi bana. Kendimizi ve kendimizin yüzde yüzünü koymadıkça yüzümüze vuracak " kopuşlar" .
    Kopuş da bir tercih ama.. hep aynı şeyi deneyimlemek kabusu yerine, o anda hali hazırda oradayken olanı temizlemek. aslında, gerçeğini değiştirmek. Konu evlilikse de, hayatın her alanına dokunmuş sanki yazı. Ya da bana dokundu :-) Teşekkür..

  • ebru pek

    ebru pek

    Yorum Linki Perşembe, 18 Ekim 2012 14:29

    Çıngır hanım,

    Ne güzel ne tatlı tatlı anlatmışsınız evliliklerin sorununu ve tabiki sonunu:(
    Evlenince artık çiçeklerimizi hiç sulamasak da onlar yaşar zannediyoruz çoğumuz. Evlendik ya , kazandık ya o müthiş statüyü hedefi başka alanlara dikiyor ve çiçeklerimizin kendine kendine büyümeye devam etmesini bekliyoruz belki de kimbilir?
    Tabi bir de Umut'un bahsettiği gibi roller üstlenmeyi pek bir seviyoruz. Kendimizden başka herşey olabiliyoruz da ne yazık ki hep kendimiz olmayı unutuyoruz. Beklentileri karşılarsak eğer mutlu ve başarılı oluruz sanıyoruz.
    Neyse çok uzatmayayım lafı, aşk güzeldir evet:)
    O zaman evliliklerde neden aşkımızı besleyip büyütmemiz için var olmasın....

    Sevgiler

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Perşembe, 18 Ekim 2012 10:03

    Umut'a ;



    Bana burada yazılarımı zaman zaman sansür yapsada , değiştirsede , yinede yayınladı.

    Onu , daha fazla yormamak icin süresiz olarak artık yazmayacağım.
    Söylediğim , yazdigim herseyin arkasındayim.
    Su an bile 578 kisi okuyor ama 4 kisi tepki gösteriyor.
    % 1 dahi degil..
    % 99.2 sadece okuyor !
    Neden iyi / kotu tepki yok , bana garip geliyor.
    Bu kadar mı korkak oldu toplum fertleri ..
    Her cephede tepki yok !
    Sadece burada degil ..
    Yasiyormusunuz.....
    Sadece nefes mi alıyorsunuz. ?
    Nedir bu kadar korku !!!!
    Okumayın hiç bir sey o zaman , tepki göstermeyeceksiniz..

    Kolay insanlar , kolay yönetilirler.
    Hak ediyorsunuz demek ki , layık olan yönetim biçimine..
    Şikayet etmeyin , karnınızdan ..
    Zaten kimse duymuyor .

    Yani , ben çalar , ben oynar durumundan çıkıyorum.
    Sansür üst yönetimine rağmen , RTÜK daha insaflı : )
    Yinede su ana kadar teşekkürler ...

    -Sürc-i Lisan ettiysem , kırdıysam affola...
    Hoş bir Seda bıraktıysam bir kere dahi ! ne mutlu bana : )

    Ben baska yerde oynarım , mahalle cok gideceğim , giderim.

    Korkmayın , yazin , isyan edin ama yazin ...
    Hemde gercek adınızla yazin !

    Bana müsaade : )
    Size doyum olmuyor.....

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Çarşamba, 17 Ekim 2012 14:05

    Çıngir Hanım'a ;



    O hani çiçekleri solmayan şahıs var ya ;
    - Öteki kadın ....

    Cunku evden suyu aldıracak kadar mahareti olan kadindir O ... : )

    Gökten 3 elma düşse yine ona düşer . !
    Sizde böyle masum hikayeler anlatırsınız , altın günlerinde ....

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Çarşamba, 17 Ekim 2012 10:46

    Tekzip'tir... : )



    Aşağıda yazilan ve diger tüm yazılarımda da ben "yalan" üzerine kurulu her seye karşıyım ...

    "Ask"in yalanı olmaz .

    Olduğu zamanda , ben iste boyle yazılar yazıyorum.
    Ticari ask'lar benim hedefimdeki vuracağım yer..

    Zaman zaman argo kullanıyorum , abartıyorum , ama manipülasyon yapmadan kendimde olan dogruları , kestirmeden size anlatmaya çalışıyorum.

    - Ask'i ne olur buralara sokmayın , diyede yazmisligimda vardır.

    Hayatımda tek bir amacım vardır ;
    - Ask'la yasamak...

    Diger herseye onun icin umarsizca bakarım.
    Bunun icin , " öldüm öldüm " dirildim ben yaşamımda...
    Bilen bilir..

    Bu yazdıklarım ; beni bilmeyene , yazılarımı sert bulanlara...

    On para etmez sendeki güzellik , bendeki bu sevda olmasa..
    Sevda kadına duyulur .
    Anlayan ve bununla mutlu olan kadına , sevda duyulur .....

    İste bu " Ask"tir...
    Ve "ne güzeldir "

    Bir kere daha ölürüm.....

  • Yiğit Acikbas

    Yiğit Acikbas

    Yorum Linki Salı, 16 Ekim 2012 13:01

    Teshis koymak ayridir , tedavi etmek ayridir. Yazında uzun uzun teşhisler üzerine tespitler var , ama tedavi icin tek paragraf !!!!..... - Boşanmayın : ) Yazin aynen söyle ; * İliski , anne baba formatına gectiyse ... ( Demek ki ensest iliskiden hoşlanan bir kesim fazla : ) * Affede affede , kendini " salak " yerine koymanın dayanılmaz hafifliği içindiysen.... ( Affetmek erdem ister, Tanrı ki , bunu hep yapar ! ..ama insanoğlu bunun bokunu çıkartır ) * Fazla deger verince herkesin poposu kalkar ...bu net matematik kuralidir. ( Hele bir kadına Tanrıça dersen , şizofren olur kendini öyle zanneder , sonrası , hep yalnızlık ömür boyu / MFO , yada adı çıkar ...: ) * Cocuk aldırma ; Bu isin ticaretini genellikle kadın yapar. ! Erkek aldiramayacagina göre bu madde kadına aittir , hamileyim der , sonrasında karşı tarafa bunu nasıl burnundan getiririm yada rant saglarım , hatta son numarasında ; Senden degil ki 'dir ! Eger istediğini elde etmemişse ... Tersini söyleyen bir kisiye ruhumu veririm. * İzmir ; Rakı , balık ....sonrası eh iste , adam sızmış , kadın duvarda : ) bir değil iki degil , hava sıcak , sabah oldugunda kadın karar veriyor ; Bana erkek lazım , diye....sonrası ; Yaz kızım , şiddetli sevismemekten ...... : ) Ah be Umut ; Koclukta , kişisel gelişim kurslarında , grup terapilerde falan istatistik olarak incelersen - ki yaparsın - ; hep yalnız , boşanmış , iliskisi bitmiş , iliskisi başlamamış , boşanmaya ramak kalmış , ben nerede yanlış yaptım diyen , cinselliği unutmuş , yada cinsellikte ansiklopedi bitirmiş , gizli eşcinsel yada orospu ruhlar hep senin müşterin cogunlukta... Adam gibi iliskisi olan , adam gibi sevisen , adam akıllı sırt sırta vermiş bir kisi / çift sana niye gelsin Allah askına.... Yukarıda saydığım kisilere tek bir sey vermen daha doğru olur bence ; - Coşku .... İzmir'li imiş , anne baba ağırlığı imiş , gotu kalkmış , istismar etmiş , cocuk aldırmış 8264 defa falan... Geç , ne olur geç Umut ... Hepimizin bir tarafı sakat... Bu halimizle yasamayı eğlenceli hale sokmak varken , adamları kadınları değiştirmeyi bırak bence ... : ) Benim burcum Oğlak mesela : ) Hadi değiştir ... Oğlak ne ise , onla eğlenmeye ,yasamaya bakmam gerekir. Karsı taraf uyar , uyar , uymadan evlendi isem , yada flört ediyorsam ; Herseyi hak ediyorumdur ki , kimse umut olamaz.. Aslında ondada , zevk almakta gerekebilir ! Tecavüz ediliyorsun o an da cunku : )))))) Boşanmayın ... " Cepteki , el'dekinden iyidir " Boşanın ... " Sevismiyorsaniz adam gibi , kesin boşanın " Boşanmadan önce evlenmek istiyorsanız ; " Gözünüz , gönlünüz "yiyor ise" herseyi anlatın , ama herseyi..." - Ama "doğruyu yalansiz anlatın , sahtekarlık yapmadan - Anlattıktan sonra , yemek yiyebiliyorsaniz hala ....sizi öperim. Yapamayacaksınız , size daha cok kurs yolları gözükür. Bla , bla , bla , bla , bla, bla...... Yalan Dünya ; Neset Ertac ; ))))))) Size kapak olsun...

  • Özlem ÇINGIR GÜRDAL

    Özlem ÇINGIR GÜRDAL

    Yorum Linki Salı, 16 Ekim 2012 12:10

    Sevgili Umut,
    Bu da benim bakış açım olsun konuya dair...


    Saksı çiçeği….

    Geçenlerde bir danışanım ile seanstayız.
    Eşi ile boşanma arifesindeler ve danışanım ne yapacağını bilemez durumda.
    Haksızlığa uğradığını söyleyip duruyor.
    Sürekli “ben bunu hak edecek ne yaptım?” diye soruyor kendisine ama ne yaptığını düşünmek bile istemiyor.
    “Boşanmaya karar vermenizin sebebi nedir?” dediğimde sürekli dinlemeye alıştığımız bir hikayeyi anlatmaya başlıyor..

    Bir varmış, bir yokmuş….
    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,
    Develer tellal, pireler berber iken,
    Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken,
    Güzel mi güzel bir kız ile yakışıklı mı yakışıklı bir genç yaşarmış.
    Bu gençlerin adını aşk koydukları bir saksıları varmış.
    Günlerden bir gün saksının içine adını sevgi koydukları bir çiçek ekmeye karar vermişler…
    Saksıdaki çiçeği bir gün kız sulamış, bir gün erkek…
    Günler günleri kovalamış ve gençlerin sevgi çiçekleri büyümeye, sulandıkça yeşillenmeye, açmaya başlamış.
    İki genç de hayatlarından çok memnunlarmış, sevgi çiçekleri sürekli açıyor, rengarenk görüntüsü ve kokusuyla günlerini güzelleştiriyormuş.
    Derken bu iki genç evlenmeye karar vermiş.
    Harika bir düğünden sonra saksılarını ellerine alıp yeni evlerine gitmişler…
    Yıllarca bir gün kız sulamış saksıyı, bir gün erkek….
    Günler günleri kovalamış ve artık saksıdaki çiçeğe eskisi kadar su veremez olmuşlar…
    “Bu gün çok yorgunum yarın su veririm” demiş kız.
    Ertesi gün erkek eve geç gelmiş çiçeğini sulamayı unutmuş.
    Eee çok normalmiş tüm bunlar, hayatın yoğunluğundan ertelenebilirmiş bazı şeyler.
    Derken günlerden bir gün kız çiçeğe su verdiği günü unutmuş, erkek ise su verip vermediğini hatırlayamaz olmuş.
    Sevgi çiçeğinin ne kokusu ne de muhteşem görüntüsü yokmuş artık.
    Bu arada kız da, erkek de çiçeğin açmamasından çok şikayetçiymiş.
    Aslında çiçeklerini eskisi gibi sulamadıklarının farkında bile değillermiş.
    Kız erkeğe sormuş:
    Sen dün su vermiş miydin çiçeğe?
    Erkek hatırlayamamış ama, bunu söylemeyi kendine yediremediği için, “vermiştim sen görmemişsin” demiş.
    Birkaç gün sonra erkek kıza, “bu aralar çiçeğimize hiç su vermiyorsun ” demiş.
    Kız da “sürekli ben mi su vermek zorundayım, biraz da sen sulasan olmaz mı?” demiş.
    Günler böylece geçip gitmiş…
    Hayatlarında bir neşesizlik varmış, evin rengi, ışığı eskisi gibi parlak değilmiş…
    Her iki genç de bu durumdan hiç memnun olmadıkları gibi sürekli suçu birbirlerine atar olmuşlar.
    Derken bir gün kız, erkeği elinde bir sürahi su ile evden çıkarken görmüş.
    Sessizce takip etmiş.
    Bir de ne görsün, erkek bir başka saksının içindeki, bir başka çiçeğe su vermeye başlamamış mı?…
    Kız gördüklerine inanamamış.
    Bunu bizim çiçeğimize nasıl yapar, nasıl bizim suyumuzu başka bir çiçek için kullanır diye dövünmüş durmuş…
    Aslında en az eşi kadar kendisinin de sevgi çiçeğini eskisi gibi yeterince sulamadığını bir türlü fark edememiş.
    Gökten üç elma düşmüş..
    Birisi çiçeklerini susuz bırakan erkeklerin kafasına,
    Diğeri çiçeklerini susuz bırakan kadınların kafasına,
    Üçüncüsü mü?
    Üçüncüsü ve en büyüğü çiçekleri hiç solmayanlara….

    Sevgi ile kal….

  • Ahmet Uysal

    Ahmet Uysal

    Yorum Linki Salı, 16 Ekim 2012 12:06

    Süppppper bir yazı olmuş, artık çocuk ruhlu eşlere biraz rahat bir dünya. Tüm mükemmelliyetçi ve yargılayanların okuması gereken bir yazı. Her zaman denge olmalı. Eşler birbirinin sözle de olsa dövme hakkına sahip olmamalı. Kimse çok verenlere ver demiyor ki karşılığını istiyorlar. Vermeyin, ancak vermeyi bir türli bırakamıyorlar ki. Aslında verdiklerinde kendilerini besliyorlar.

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

yukarı çık